Zemberekkuşu'nun Güncesi, Haruki Murakami'nin kendi formülünde hissettiren onun tınısını koruyan bir roman. Yer yer büyülü gerçekçilik kullanılarak yazılan bu roman, kaybın, ilişkilerin, yalnızlığın ve evliliğikteki çatırtıların yol açtığı yıkımların hikayesi. Murakami bizi uzun bir yolculuğa çıkarıyor bu kitapta. Kaybolan bir kedi ve eş, birbirinden farklı rollerle karşımıza çıkan kadın tiplemeleri ve tarihi hikayeler. Murakami hepsini harmanlıyor bu eserinde. Bunlara rağmen Murakami'nin en iyi romanlarından biri değil ne yazık ki. Farklı karakterlerin hikayelerinin birbirine bağlanmasını beklerken ana karakterimizin hikayesinde küçük bir yer edinip sonra kayboluyor karakterler. Her karakterin hikayesinin bağımsız olması bir yana hiçbir şekilde hikayeyi beslemeyen karakterler var. Tarihi bir hikayenin anlatıldığı kısım gereksiz yere uzun tutuluyor ve okuru sıkıyor. Romanda sebep ve sonuç yeterince iyi bağlanmamış. Havada kalan çok fazla unsur var. Ana karakterin yüzünde bir anda çıkan lekenin sebebi tam açıklanmıyor ve sadece başka bir karakterin geçmişiyle bağlantılı olarak karşımıza çıkıyor. Karakterlerin yaptığı eylemlerin ve aldığı bazı kararların sebebi yeterli bir şekilde açıklanmıyor. Noboru vataya tipik bir kötü adam olarak hikayede yer edinirken sahip olduğu mistik gücün nasıl geldiği ve tam olarak bu gücü hangi amaçla kullandığı anlatılmıyor. Bu unsurların metafor olarak kullanıldığı çok açık ama hiçbir şekikde açıklanmadığından dolayı hikayeyi yeterince beslemiyor. Okurun aklındaki soru işareti çevirdiği sayfalarla artmaya devam ediyor sadece. Murakami'de ucu açık hikayeler ve sonlar alışılmadık değil fakat bu hikaye ne metaforunu açıklamakta yeterli ne de kendisini bir hikaye olarak sunmakta iyi. Bunlara ek olarak kadın anlatımı her zaman ki gibi çok kötü ne yazık ki. Murakami'nin eserlerinde sık karşılaştığımız bir problem. Bu eserinde de yaş ve tipleme farketmeksizin kadınların hikayeyi sadece cinselliği ve benzeri konular üzerinden anlatılması büyük bir hayalkırıklığı yaratıyor ve gerçeklikle uyuşmuyor. Sadece ana karakterinin karısının hikayesi kısmen değerli bir hale gelse de kumiko karakteri de ne yazık ki yeterli ve iyi bir şekilde anlatılmıyor. Roman sürükleyici değil ve gerçekçilikten fazlasıyla uzak. Derdini anlatamıyor. Büyülü gerçekçilik doğru noktalarda yeterli şekilde kullanılmıyor. Murakami'nin çok iyi eserleri olmasına rağmen bu eseri ne yazık ki ortalama bir eseri kadar bile iyi değil.