·128 syf.····Okunma: 14 Ocak 2026 00:00 Okudukça tıkandığım bir kitaptı #k:226173. Her öykü, kendi içinde varlığını hissettiren bir dünya kuruyordu ama aynı anda beni o dünyaya tam anlamıyla sokmakta zorlanıyordu. 128 sayfa içinde 31 öykü… Rakam kulağa cazip, kısa kısa tadımlıklar gibi gelebilir belki ama okudukça aradaki soluklanma anlarına ihtiyaç duydum; metinler hızla gelip geçerken zihnimin onları kavrayacak nefes alanları kalmadı. Sahiden de, her kısa öykü kendi ritmiyle başlarken bende bir eksiklik hissi bıraktı; bağ kurmak yerine sürekli yer değiştirmek, yorgunluğa dönüştü.
Her birinin diline, imgelerine saygı duydum; zaman zaman gözüm takıldı güzel cümlelere. Fakat öykü ile ben aramda sürekli bir mesafe vardı. İçine girmekten ziyade, yüzeyde dolaşıyor gibiydim; bazen bir ismin, bazen bir atmosferin peşinde sürüklenirken, metnin derinliğine irtifa kaybetmeden inemiyordum. Böyle bir tempoda, kısa sayfa sayısı yanıltıcı oluyor: çoğalan öykü sayısı, ne kadar kısa olursa olsun, zihinsel bir yük haline geldi. Benim için bu, bir okuma deneyiminden çok bir maraton gibiydi — ritmi yakalamak ayrı, bitirebilmek ayrı çabaydı.
Edebî tadı hissetme arzum, öyküler arasında bir uyum ya da nefes alacak bir tempo bulamamamla gölgelendi. Öykü sever biri olarak, aralarında parlayan satırlar bulsam da, bütünün düzeni beni bağlamadı; her yeni öykü, “şimdi ne var?” diye yeniden çaba gerektirdi. Ruh halim stabilken bile, içine girebilmek yorucu oldu; bu yoruculuk, metinlerin ciddiyetinden değil, birikimselliğinden doğdu galiba. Belki de bu kitap, ayrı ayrı anlarda değil de sabit bir odakta okumayı hak ediyor — ama benimle o buluşmayı gerçekleştiremedi.
Okur kalın...