Yeni yıl hedeflerimden biri de her ay bir çocuk kitabı okumaktı ve ilk kitabım “Zoe’nin Masasından” oldu.
Tam olarak çocukluk denemez ama çocukluktan ergenliğe geçiş sürecine hitap eden bir kitaptı bence. Kitap, Zoe adında bir çocuğun 12. yaş gününde, hapiste olan babasından gelen mektubu annesinden gizli bir şekilde okumasıyla başlıyor. Babasını hiç tanımamış olan Zoe, gelen bu samimi ve içten mektup karşısında şaşkına dönüyor. Hapse girebilecek kadar suç işlemiş birinin nasıl olur da bu kadar içten bir şekilde mektup yazdığına hayret ediyor ve babasının suçsuz olduğuna inanmaya başlıyor. Süreç olarak da tam olarak bunu okuyoruz: Zoe’nin kendi duygularının peşinden giderek babasının masumiyetini ortaya çıkarmaya çalışması, kırgın olduğu arkadaşı Trevor’a hislerini açıkça anlatması, hayali olan pasta şefliği için gönülden mücadele etmesi ve tüm bunların yanında aslında ailesine sadık bir evlat olması.
Çok içten ve sürükleyici bir kitaptı. Tıpkı yetişkin kitapları gibi bir tat verdi bana. Sonuyla da yüzümde gülümsemeler bıraktı.
Yaş aldıkça içimizdeki çocuğu kaybetmediğimiz bir hayat diliyorum. Ve çocuk kitaplarını, kaç yaşında olursak olalım okuduğumuz yıllar…