Bence son yıllarda yazılmış en iç ısıtan, samimi ve naif çocuk/ilk gençlik kitaplarından biri. Yaşar Bayraktar’ın kendi dedesinden ilham alarak yazdığı bu hikâye, gerçekten “kalbe dokunan” cinsten.
Kitap özetle şöyle ilerliyor: Şehirde, apartmanlar arasında büyüyen, tablet hayali kuran, ekranlara gömülü Yağız’ın hayatı dedesinin bahçeli küçük evine ve hediye edilen “eğri büğrü” bir zerdali ağacına doğru evriliyor. Başta büyük hayal kırıklığı yaratan bu hediye, zamanla dede-torun arasındaki bağı, doğa sevgisini, sabrı, minimalizmi ve asıl önemli olan şeyleri fark etme yolculuğuna dönüşüyor.
Bana en çok dokunan yönleri şunlar:
• Modern şehir hayatının beton griliğinde kaybolan değerleri (aile bağı, komşuluk, dayanışma, doğayla iletişim) çok yumuşak ve didaktik olmadan anlatması
• Dedeyi çok gerçekçi ve sevilesi bir rol model olarak çizmesi (sabırlı, bilge ama asla ukala olmayan bir karakter)
• Çocuğun gözünden yavaş yavaş dönüşümün işlenmesi — “tablet yerine ağaç” şoku çok tanıdık ve günümüz çocukları için çok anlamlı
• Zerdali ağacının metafor olarak çok güzel kullanılması; ağaç büyüdükçe dostluk da büyüyor
Okuyucu yorumlarına bakınca da genel kanı aynı yönde:
Çoğu kişi “gözlerim doldu”, “sıcacık bir kitap”, “defalarca okunası”, “çocuklara doğa ve aile sevgisini çok güzel aşılıyor” gibi ifadeler kullanıyor. Gerçekten de hem 10-14 yaş grubu için, hem de yetişkinler için huzur veren, içini ferahlatan bir okuma.
Kısaca: Eğer dede-torun ilişkisine, doğayla yeniden bağ kurmaya, teknoloji çağında “yavaşlamaya” dair duygusal ama abartısız bir hikâye arıyorsan, Zerdali tam isabet. Bence son zamanların en güzel çocuk kitaplarından biri, kesinlikle okunmalı (hatta birlikte okunmalı, dedeyle-torunla, anneyle-babayla).