Gölge Oyunu
"Tüm gölgeler, en parlak ışığın altında saklanır."
Her şey bir tiyatro oyununda başlıyor. Fakat bu kez sahnede oyuncular değil bir ceset var. Üstelik üstünde bir şifreli bir şiir ve kesik iki parmakla. Oraya nasıl getirilmiş kim getirmiş belli değil. Aslında bu sadece bir başlangıçtı. Şifre bir gölge oyununu ve yedi cinayeti işaret ediyordu. Özelikle de Komiser Enver'in gittiği yerler belirlenip cesetler ona göre bırakılıyordu. Peki ama bunu kim ve ne için yapıyordu?
Soruşturma artık hız kazanmıştı ama ellerinde katili yakalayabilecek delil de yoktu. Oklar Enver'i gösterirken cinayetler işlenmeye devam ediyordu. Sonunda cinayetlerin sebebi bulunmuştu ama katil hala bulunamamıştı. Herkes şüpheliydi çünkü katile bilgi sızdırıldığını düşünüyorlardı.
Ta ki Enver o ipucunu yakalayana kadar. Ama bu nasıl olabilirdi ki? İçlerindeki bu hain gerçekten o kişi miydi?
Bu sadece bir polisiye kitabı değil aslında. İyi ile kötü, adalet ile intikam, sessizlik ile çığlık gibi zıt kavramların bir arada olduğu “gölge oyunu”. Perde aralandıkça gerçekler teker teker ortaya çıkıyor ve kimsenin eskisi gibi kalması mümkün değil. Klasik polisiye türünün ötesine geçerek insan ruhunun karanlık yanlarına da uzanan bir kitap.
Bazen gürültü olur etrafında ve kendini sessizlikle anlatmam gerekir.
Biraz geri çekilmek, zihnini susturmak... Belki de en net cevap, sesin değil sessizliğin içindeydi.
Bazı yollar geri dönüşsüzdür. Ve bazı adımlar, gölgede bile yankı bırakır.