Gönderi

Türklerin Kanından Yugoslav Ütopyasının Çöküşü
Puan vermedi·542 syf.··
2026 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 16:00
100 Temel Eser’de tamamladığım 71. eser Drina’da Son Gün oldu. Drina’da Son Gün, İkinci Dünya Savaşı’nın Balkanlar’daki yıkıcı etkisini yalnızca askerî ve siyasî bir cephe olarak değil; kimlik, aidiyet ve hafıza ekseninde ele alan çok katmanlı bir romandır. Eser, Drina Nehri’ni hem coğrafi bir sınır hem de tarihsel bir kırılma hattı olarak merkeze alarak, Yugoslavya coğrafyasında sıkışıp kalan Balkan Türklerinin ve Müslüman toplulukların kaderini geniş bir panoramayla resmeder. Romanda Drina, sadece akan bir nehir değildir; Osmanlı mirasıyla parçalanan Yugoslav ulus-devlet tahayyülü arasında kalanların sessiz tanığıdır. Nehrin iki yakası, savaşın ideolojileriyle ayrılırken, insanlar da “hangi taraftasın?” sorusuna zorlanır. Bu soru, romanda çoğu zaman cevapsızdır; çünkü Balkan Türkleri için taraf, çoğu kez hayatta kalmak anlamına gelir. Yugoslavya’da Savaş: Çok Cepheli Bir Kaos Eser, Yugoslavya’nın savaş yıllarındaki karmaşasını tek bir anlatıya indirgemez. Aksine, şu güçlerin yarattığı çok katmanlı şiddet ortamını birlikte düşünmeye zorlar: • Nazi Almanyası ve işgal rejimi • Çetnikler (Sırp milliyetçi milisler) • Partizanlar (Tito önderliğinde komünist direniş) Bu karmaşada Balkan Türkleri ve Müslümanlar, çoğu zaman korunmasız bir ara kimlik olarak konumlanır. Ne tam anlamıyla “bizden”, ne de “öteki” sayılırlar; bu da onları sürekli hedef hâline getirir. Türklerin silahlı direnişe mecbur kaldığını simgeleyen TürkDivisia’sı da bu eserin içinde bunca mezalimden sonra sessizce kendine yer bulur. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Balkan Türklerinin savaş tarihindeki görünmezliğini edebiyat yoluyla görünür kılmasıdır. Sürgünler, köy boşaltmaları ve toplu infazlar; istatistik değil, insan hikâyesi olarak anlatılır. Burada yazarın tavrı nettir: Şiddet, etnik ya da ideolojik gerekçeyle meşrulaştırıldığında, ilk ezilenler hep “arada kalanlar” olur. Bu yönüyle eser, Balkan Türklerini pasif bir mağdur figürü olarak değil; hafızası olan, direnmeye çalışan, fakat çoğu zaman tarihin gürültüsünde sesi kısılan bir topluluk olarak resmeder. *Yugoslav Ütopyasının Çöküşü Roman, savaşın yalnızca işgalcilerle değil, birlikte yaşama fikriyle de savaştığını gösterir. Çok-etnili Yugoslavya idealinin, savaş yıllarında nasıl paramparça olduğunu; komşunun komşuya düşman kesildiği bir atmosferle anlatır. Burada Drina bir kez daha sembolleşir: • Bir zamanlar birleştiren olan nehir, • Savaşla birlikte ayırt eden, • Barışta ise unutulan bir çizgiye dönüşür. “Drina’da Son Gün”, klasik bir tarih romanı değildir. Belgelerden çok vicdana, kronolojiden çok hafızaya yaslanır. Bu nedenle eser, Balkan Savaşları’ndan 1990’lara uzanan çizgide yaşanacak felaketlerin habercisi gibidir. Sessiz ama güçlü bir cümleyle söyler: Balkanlar’da savaş biter; fakat hesaplaşma hiç bitmez. Bu eser, İkinci Dünya Savaşı’nı Balkanlar üzerinden okurken, Balkan Türklerinin ve Yugoslavya Müslümanlarının tarihsel tecrübesini merkeze alarak alternatif bir savaş hafızası sunar. Ne büyük kahramanlık destanı yazar ne de ideolojik slogan üretir. Yaptığı şey daha zordur: Unutturulanları hatırlatmak
Drina'da Son GünFaik Baysal · Elips Kitapları · 2012408 okunma
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.