Puan vermedi·104 syf.····Okunma: 14 Ocak 2026 17:03 Gezmek, yer değiştirmek değil;
bakışını yerinden oynatmaktır.
Gezintiler, bir gezi kitabı değildir.
Bu metinlerde Can Yücel bir yerden bir yere gitmez;
bakış açısını gezdirir.
Kitap boyunca anlatılan şey yollar, şehirler ya da manzaralar değil;
dilin, düşüncenin ve vicdanın dolaşma hâlidir.
Can Yücel için gezmek, keşfetmek değil;
yerleşik olanı rahatsız etmek demektir.
Bu yazılarda yazar, “gördüm” demez.
“Bakıyorum” der.
Bakarken de susmaz.
Siyasete, edebiyata, ikiyüzlülüğe, ezbere, kibire takılır.
Ama vaaz vermez.
Can Yücel’in gezintileri,
yüksek sesli bir bilgelik değil, sokak ağzıyla söylenen bir hakikattir.
Dil bilinçli olarak pürüzlüdür.
Argo, ironi, öfke ve şefkat yan yana durur.
Bu bir savrukluk değil;
Can Yücel’in dünyayı olduğu gibi kavrama biçimidir.
Hayat pürüzlüdür,
dil de öyle olmalıdır.
Gezintiler’de şairlik geri planda gibi görünür ama aslında her satırda hissedilir.
Çünkü Can Yücel için şiir, dizelerde değil;
duruşta başlar.
Bu yüzden kitap bir tür zihinsel yürüyüştür:
Durursun, bakarsın, sinirlenirsin, gülersin, devam edersin.
Bu metinlerde “büyük fikirler” yoktur belki,
ama büyük bir şey vardır:
samimiyet.
Can Yücel, okurla mesafe kurmaz.
Yanına oturur, konuşur, küfreder, susar.
Gezintiler,
edebi bir rota çizmez;
etik bir duruşu dolaştırır.
Ve okura şunu sezdirir:
Asıl mesele nereye gittiğin değil,
neye tahammül etmediğindir.