Puan vermedi·304 syf.····Okunma: 16 Ocak 2026 11:34 Leigh Brackett ismini ilk kez elime aldığımda beklentim yüksekti. Sonuçta bilimkurgu tarihine adı yazılmış Star Wars Bölüm V’in senaristinden söz ediyoruz. Uzak Yarın’ın arka kapak yazısı da bu beklentiyi besliyordu: uzak bir gelecek, sert bir dünya, insanın sınırlarıyla yüzleşmesi… Kâğıt üzerinde fazlasıyla cazipti. Ne var ki okuma süreci, bu vaatlerin çoğunu karşılamadı.
Kısaca özetlemek gerekirse roman, nükleer savaş sonrası sert ve vahşi bir dünyada geçiyor. Ana karakterimiz, hem fiziksel hem de ahlaki anlamda zorlu bir yolculuğa sürükleniyor; karşısına çıkan insanlar, güç mücadeleleri ve hayatta kalma savaşları üzerinden “medeniyet” ve “ilkel olan” arasındaki gerilim anlatılmaya çalışılıyor. Brackett’in dünyası kaba, acımasız ve romantize edilmemiş.
Ancak sorun tam da burada başlıyor. Hikâye bana fazlasıyla dağınık geldi. Olaylar arasında güçlü bir bağ kurulamıyor, karakterlerin motivasyonları sık sık havada kalıyor. Bazı bölümler sanki başka bir hikâyeden koparılıp buraya eklenmiş gibi duruyor. Okurken birçok kez “artık bitse de kurtulsam” diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. En can sıkıcı nokta ise finaldi. Uzun bir anlatının ardından, hikâye tatmin edici bir şekilde bağlanmıyor; sanki yazar da aceleyle noktayı koymuş gibi.
Leigh Brackett’in Star Wars gibi dev bir evrende iz bırakmış olması hâlâ çok önemli bir referans. Ama Uzak Yarın, bana kalırsa bu yazarı ilk kez okumak için doğru bir başlangıç kitabı değil. Belki döneminin ruhu, belki de kısa ve pulp kökenli anlatım alışkanlıkları bugün okuru yakalamakta zorlanıyor.
Sonuç olarak, ilginç bir konu, güçlü bir isim, ama zayıf bir okuma deneyimi. Leigh Brackett’e bir şans daha verir miyim? Muhtemelen evet. Ama Uzak Yarın’ı, o şans için örnek gösterir miyim? Pek sanmıyorum.