Üstümden Trenler Geçti, adıyla bile insanın içinden geçen ağır duyguları hissettiren; kayıplar, yarım kalmışlıklar, suskunluklar ve içsel yorgunluklar üzerine kurulu bir romandır.
Tren metaforu, hayatın hızla geçip gidişini, bazı acıların durmadan üstümüzden geçmesini ve insanın çoğu zaman buna sadece tanıklık edebilmesini temsil eder.
Roman, büyük olaylardan çok insanın içindeki sessiz fırtınalara odaklanır. Kahramanlar konuşmaktan ziyade düşünür, bağırmaktan ziyade susar. Okur olarak biz de onların iç sesine ortak oluruz.
Dil yalın ama vurucudur. Cümleler kısa olsa bile taşıdığı yük ağırdır.
Bu kitapta acı; dramatize edilmez, süslenmez. Olduğu gibi, çıplak hâliyle karşımıza çıkar.
Yalnızlık ve içe kapanma
Geçmişle hesaplaşma
Kaçırılmış fırsatlar
İnsan ilişkilerindeki kırılganlık
Hayatın durmadan akması
Bu yönüyle kitap, bağıran değil iç çeken bir romandır.
Neden Okunmalı mi dedi biri ?
Kendini anlamak için
Bazı kitaplar vardır, seni anlatır ama sen bunu fark etmezsin.
Bu kitap, “Ben de böyle hissetmiştim” dedirtir.
Sessiz acıların tercümanı olduğu için
Her acı gözyaşıyla yaşanmaz. Bazıları içte yaşanır.
Bu roman tam olarak o acıların dilidir.
Hızlı dünyada yavaşlatır
Trenler hızla geçer ama kitap seni durdurur.
Okurken kendi hayatını düşünmeye başlarsın.
Duygusal derinliği sevenler için
Gösterişsiz ama etkileyici metinlerden hoşlanıyorsan,
bu kitap tam sana göredir .