Tom Hazard ile tanışmak, aslında insanın kendi içine ördüğü o devasa savunma mekanizmalarıyla yüzleşmesi gibiydi. 400 yıl boyunca hayatta kalmayı başarmış ama "yaşamayı" hep bir sonraki yüzyıla ertelemiş bir adamın hikayesi bu.
Psikolojik bir perspektiften baktığımda; Tom’un kurallara sığınarak bağı ve yakınlığı reddetmesi, aslında bizim narsistik yaralanmalardan kaçmak için ördüğümüz o kalkanların surreal bir yansıması. Reddedilme korkusuyla zamanı dondurmaya çalışırken, aslında zamanın bizi dondurduğunu ve o gri "hissizliğe" mahkum ettiğini fark ediyoruz.
Kitaptan Kalan Tortular:
Hayatta Kalmak vs. Yaşamak: Acıdan kaçmak için hiçbir şeye dokunmadan yaşamak, aslında yaşayan bir ölüye dönüşmektir.
Kırılganlık ve Cesaret: Zamanın ağırlığı, ancak her şeyi kaybetmeyi göze alıp "incinebilir" olmayı kabul ettiğimizde azalıyor.
Şimdi’nin Estetiği: Zamanı durdurmanın yolu onu dondurmak değil, her türlü riskine rağmen akışın içine o ilk adımı atmakmış.
Puanımı 7’de bırakmamın sebebi, finaldeki o çözümleme biçiminin hayatın bazen fazla sert ve rasyonel olan dokusuna göre biraz daha "naif" kalması. Yine de, özellikle belirsizlik ve eylemsizlik arasında sıkışıp kaldığımız bu dönemde; Tom’un o yüzyıllar süren sessizliğini kırıp sokağa çıktığı an, benim için o "beklenen cesaretin" en somut karşılığı oldu.
Tom Hazard bunu 400 yılda öğrendi, bizim o kadar vaktimiz yok.