Bu konuyu insan en yakınını kaybedince daha çok düşünüyor sanki. Gerçeklik=ölüm o zaman belli ediyor kendini. Bu dünya uykuda gördüğümüz güzel ve kötü rüyalar. Ölüm ise gerçek hayata uyandığımız bir şey. O yüzden bu dünyada her insan varoluş sancısı çekiyor gerçek dünyaya doğmak için.
Mikail hocam;
Babamdan sonra ölüme bakışım büsbütün değişti. Babam, ölümle aramda kurulan en büyük köprü oldu. Soğuk sandığım ölümün aslında ne kadar sıcak olabileceğini bana o öğretti.
Beş yıldır, hiç sekteye uğratmadan, her hafta ailece mezarını ziyaret ederiz. Babam bize hem ölümü hem de ebedi istirahatgahımızı sevdirdi.
Ölüm korkumu, yokluğuyla değil bıraktığı teslimiyetle babamla yendim.
Mevlana der ya "Öldüğüm gün, tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma." Çünkü o an, düğün gecesidir aslında. Perde kalkar, seyir biter, seyreden ile seyredilen bir olur.
Öyleyse ölüm, sonsuz bir baharın ilk nefesidir. Burada solan, orada açar. Burada son bulan bir cümle değil, asıl hikayenin başladığı noktadır. Korkunun değil, bir aşk halinin adıdır.
Gece bize bunu fısıldıyor
Karanlık sanma, bir rahmettir. Sessizlik sanma, bir duadır. Ayrılık sanma, kavuşmaya hazırlıktır.
O halde cevap nedir? Cevap, yüreğini ölümü bir son değil de bir dönüm noktası olarak hissedebilmekte saklı. Onu bir düşman gibi değil, hakikate götüren bir yol arkadaşı gibi görebilmekte...
Ah Mikail hocam...!
Kabullenemediğim tek olgu 🥹Belki de bunun sebebi en sevdiğim insanı en öncelikli olarak kaybetmemden dolayı oluştu.
Dilerim ölüm sevdiklerimize uzun süre uğramaz🎀🌸
Ben anne ve babamı kaybettim. O yüzden ölüm benim için bir tanımdan çok, eksik kalan bir ses. Yine de inanmak istiyorum; bir yerlerde “ev” olan bir kavuşma ihtimali var diye.