Beş Vakitli Günden Vazgeçmek
adlı kitap Furkan Dilben’e aittir ve Nika Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, 25 erkekle yapılan mülakatlar sonucunda elde edilen veriler temel alınarak hazırlanmıştır.
Görüşmecilerin ortak özelliği, dindar ailelerde yetişmiş olmaları ve İslam’ı terk etmeden önce dindar bir yaşam sürmüş olmalarıdır. Bu kişilerden ikisi lise mezunu, diğerleri ise lisans ve yüksek lisans mezunudur. Görüşmecilerin çoğunluğu bekâr ya da boşanmıştır; yalnızca 4 tanesi evlidir. Katılımcılardan sadece 5 tanesi inançsız olduğunu ailesine ve çevresine açıkça ifade etmiş, diğerleri ise inançsızlıklarını ailelerinden gizlemeye devam etmiştir.
Kitap, "habitus" ve "ritimanaliz" kavramları üzerine inşa edilmiştir. Habitus, bireyin farkında olmadan içselleştirdiği eğilimleri, alışkanlıkları ve davranış biçimlerini ifade eder. Bourdieu, bu kavramı Fransızca “alışkanlık” anlamına gelen habitude kelimesi yerine tercih eder; çünkü habitusun yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal yapı, eğitim sistemi, sınıf ve kültürel süreçler tarafından şekillendiğini vurgular. Habitus, bireyin yaşamı boyunca bir eylemi gerçekleştirme biçimini belirleyen ritim ve rutinlerle desteklenir.
Kitap, Türkiye’nin sekülerleşme sürecinde “kabuk” olarak tanımlanan koruyucu kalkanın kırılmasının, dindar gençler üzerindeki etkilerini incelemektedir.
Üniversite ortamları, farklı dünya görüşlerine sahip bireylerle karşılaşmalar, internetin gündelik yaşamda merkezi bir rol üstlenmesi ve modern-seküler hayatla uyum çabaları bu dönüşümün unsurları olarak ele alınmaktadır.
Eserde, ibadetlerini düzenli şekilde yerine getiren bireylerin zamanla nasıl bir değişim yaşadıkları ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.
Günümüzde bu gençlerin bir “arafta kalma” yaşadığı; bir yandan özgürleştiklerini düşünürken diğer yandan içsel bir gerilim ve bocalama içinde oldukları ifade edilir. Kitap, Türkiye'nin 1970'li yıllardan bugüne sekülerleşme süreci anlatmaya çalışmaktadır.
Kitap konuyu felsefi bağlamlar ve kavramlar üzerinden ele alması açısından başarılıdır. Ancak görüşmecilerin büyük kısmının İslam’a yönelik sorgulayıcı bir yaklaşım geliştirmeden dinden uzaklaştıkları izlenimi oluşmaktadır. Kendilerini eski dindar olarak tanımlayan görüşmecilerin, inançlarını temellendirmeden, daha çok alışkanlık düzeyinde yaşadıkları görülmektedir.
Bazı görüşmecilerin ifadelerinde içsel çelişkiler dikkat çekmektedir. Örneğin, bir Müslümanın yanlış davranışını İslam’a mal ettiklerini, başta bireysel bir hata olarak değerlendirdikleri durumu daha sonra çoğunluk tarafından yapılınca bunu dine mal etmesi bu çelişkilere örnektir.
Sonuç olarak, görüşmecilerin büyük bölümünün neden ve neye inandıklarını derinlemesine sorgulamadan, daha çok aileden gördükleri şekilde inanç geliştirmiş bireyler olduğu kanaatindeyim.