Bazen bir kitap okumazsınız, bir ömrün içine davet edilirsiniz.
Akademisyen nezaketiyle Kıymetli Ümüt yiğit hocamızın kaleme aldığı "Ayten", sadece bir isim değil; Hilden(Almanya) caddelerinde kırmızı motosikletiyle rüzgâra meydan okuyan özgür bir annenin ve memleketi için diş laboratuvarı kurma hayalleri olan idealist bir babanın Almanya'ya göç hikâyesi.
Yeterli donanıma sahip olduktan sonra memleketine kesin dönüş kararı alan aile için her şey başka yöne evrilyor
Şeref Bey Almanya’dan teknik bilgiyle dönüp, memleketinde "fazla modern" bulunduğu için reddedilen birmuhafazakâr duvarlarına çarpması idealistin hayal kırıklığı içimi sızlattı.Brüksel Garı’ndaki o "Yozgatlı başpehlivan" dik duruşuyla, memleketine modern bir sistem getirme çabasının Yozgat’ın muhafazakâr duvarlarına çarpması hayal kırıklığı
Ayten üç işte çalışıp, komşularına tercümanlık yapması, çocuklarına bakması,Almanya’da kazandığı o özgüven; motosikletine atlayıp caddelerde süzülürken özgürlüğe sürmesi hayranlık uyandırıcı. Ama kaderin cilvesi öyle bir oyun oynuyor ki; o modern hayatı,o"hayat garantisini" bırakıp dönülen memleket, en büyük acının sahnesi oluyor.
Kasveti sevmeyen, kalbi renkli hayallere açılan o gururlu,özgür kadının, yıllar sonra Gölcük enkazında "Keşke gelmeseydik" diyen evladını kaybeden bir anneye dönüşmesi... Bu tezatlık, kalbimi paramparça etti.
"Almanya bizim hayat garantimizdi, gelmeseydik bunlar olmazdı..." cümlesindeki o devasa pişmanlık, bir annenin "keşke"lerle örülü yasını iliklerime kadar hissettim
Bir akademisyenin elinden çıkan romanın bu kadar "kanlı canlı" ve "duygu yüklü" olması nadir rastlanan bir durum."Ayten" ile bir dönemin sosyolojik yapısını bireysel bir trajedi üzerinden muazzam bir şekilde kaleme almış ,nezaketiyle bu özel eseri bana ulaştıran hocamıza sonsuz teşekkürler.
Ayten’in hikâyesinde bizi bekleyen birde sürpriz var okuyunca çok şaşıracaksınız