Aşıklara Yer Yok benim için yüksek sesle bağıran bir roman değil; daha çok içten içe konuşan, insanın kalbine sessizce dokunan bir kitap oldu. Tarık Tufan yine alışık olduğumuz o kırık ruhları, yarım kalmış duyguları ve hayata tutunamayan insanları anlatıyor. Ama bunu acındırarak değil, sanki “bak, biz böyleyiz” der gibi yapıyor.
Kitabı okurken sürekli şu hissi yaşadım:
Bu hikâyede bir yerlerde ben de varım.
Karakterler çok tanıdık; sevmeyi beceremeyenler, sevilince kaçanlar, umut etmekten yorulmuş olanlar… Aşk var ama romantik bir kurtuluş gibi değil. Daha çok insanı yoran, eksilten, bazen de susmaya zorlayan bir hâliyle karşımıza çıkıyor.
Dil sade ama cümlelerin ağırlığı var. Bazı satırlarda durup düşünüyorsun, bazılarını da içinden “keşke bunu ben yazsaydım” diyerek geçiyorsun. Özellikle umutsuzluk, yalnızlık ve insanın kendisiyle olan kavgası çok gerçek hissettiriyor. Kitap bittiğinde büyük bir olay olmuş gibi değil de, sanki uzun bir geceden çıkmışsın gibi hissediyorsun.
Bu roman bana şunu düşündürdü:
Belki de cehennem dediğimiz şey, umut etmeyi bıraktığımız yer.
Ve evet, bazen gerçekten aşıklara yer yok bu hayatta.
Kısacası; sakin ama derin, kırık ama samimi bir kitap arıyorsan, bu eser tam kalpten vuruyor.
Okuyup da etkilenmemek zor.