#morsandıktakiyazılar
Kitap Adı: Bir Kimya Meselesi
Yazar: Bonnie Garmus
Çeviri: Filiz Sarıalioğlu
Sayfa Sayısı: 416
Tür: Roman
Önüme tesadüfen çıkan bu kitabı okuyup bitirmek beni biraz üzdü.
Çünkü kurgusu, hikâyesi ve olayların anlatılışı beni benden aldı.
Yavaş yavaş okumaya çaba gösterdiğim ilk kitaptı.
Kitap her ne kadar bir roman olsa da, sadece bir romandan ibaret değil; içinde çok güçlü gerçekler var. Ve ne yazık ki bu gerçekler yaşanmış, hâlâ yaşanıyor ve yaşanmaya devam ediyor. Kadınların uğradığı haksızlıklar, maruz kaldıkları saldırılar, haklı olsalar bile haklarının gasp edilmesi ve daha niceleri bu kitapta yer alıyor. Yazar o kadar güzel anlatmış ki…
Sadece Elizabeth Zott’un hikâyesini okumuyorsunuz; sayfaların arasında kendinizden de bir şeyler buluyorsunuz.
Aile hayatınızda, okulda ya da iş yaşamında karşılaştıklarınız okuduklarınızla örtüşüyor.
Sayfaları çevirirken ister istemez şunu soruyorsunuz:
“Kadınlar herkesi anlamaya, herkesin imdadına yetişmeye, hakaret işitmeye mi gelmiş bu dünyaya?”
Romanın kahramanı, adeta bir Jeanne d’Arc misali olan Elizabeth Zott, sürekli her şeyle savaşmak zorunda. Kendini durmadan ispatlamak zorunda hissetmesi, tüm zorluklar karşısında asla şikâyet etmemesi gerçekten takdire şayan.
Ama bilin bakalım ne yok? Takdir eden yok.
Herkes onun eğitimini sorguluyor. Başarılı olmasına izin verilmeyen bir kimyager, bir kano kürekçisi (ki kitaba göre bunu sadece erkekler yaparmış, mış!), evladı için hem anne hem baba olan ve aynı zamanda başarılı bir programcı…
Bu kitap hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki…
Her bir sayfası dolu dolu.
En ağır gelen kısımlardan biri ise şu: Diploması olmasına izin verilmeyen Elizabeth’in, müstakbel eşi öldükten sonra üniversiteden uzaklaştırılması. Buna rağmen, her zorlukta “şu kimya formülü nasıl yapılacaktı?” diye kapısının çalınması. Ama çocuğu olduktan sonra kimsenin kapısını çalmaması. Tam da kendini en güçsüz hissettiği anda imdadına komşusunun yetişmesi…
Bana göre trajik ama dünyanın gerçeklerini çok güçlü şekilde vurgulayan bir kitap.
Hayatına giren, ona iyi gelen kişilere karşılaştıkları saate göre isim vermesi ise belki de Elizabeth Zott’un en orijinal fikirlerinden biri.
Bu kadar spoiler yeter.
Kitaptan birkaç alıntı:
- “Girilmez, deney yapılıyor. Girmek yasaktır, yaklaşmayın.” Keşke bunu hayatımız için de uygulayabilsek.
- “Sanırım bu laboratuvarda çalışan herkes deliydi.”
- “Kendimi korumak için iki numaralı kurşun kalemi tercih etmem mi sorun?”
- “Bir ailede doğmak, o aileye ait olmak anlamına gelmeyebilir.”
- “Yemek yapmak ciddi bir iştir, hatta kimyadan bile ciddi.”
- “Başka bir deyişle E. Zott gelmiş geçmiş en büyük kimya gizemini çözmeye amaç edinmişti.”
- “Umuda ihtiyacım var, hele ki bu durumda sen de yokken.”
- “Kimya değişimdir.”
Okumak için farklı bir kitap arıyorsanız, bu tam size göre.
Bu da benden olsun:
Hayatımızı bazen beherlere koyup karıştırmak gerek; bu sayede önceden yaşanır mı, yaşanmaz mı anlaşılır… Aylin Özgür