Puan vermedi·160 syf.····Okunma: 21 Ocak 2026 04:59 Zülfü Livaneliyi Serenad ile tanıdım, ama okuduğum son kitabı bu olacak. Kitabı okurken maalesef tarihle ilgili-araştıran biriyseniz saçma dedikodular üzerine sanki tarihi gerçeklik anlatılmış gibi yazıldığını görünce çıldırmamanız elde değil.
Kitapta hiçbir padişah adından bahsetmiyor ama verilen detaylardan hapsedilen padişahın Deli İbrahim, 7 yaşında tahta geçenin 4. Mehmet(avcı), Deli İbrahim’in görkemli babasının ise 4. Murat olduğunu anlıyoruz. Gelelim kitaptaki saçma sapan tarihsel gerçeklikten uzak, hiçbir tarihi kanıt veya belgeye dayanmayan tamamiyle batının uydurması veya dedikodular üzerine bahsedilen şeylerden oluşan kısımlara.
Öncelikle yazının devamında önce şunu söylemek istiyorum! Tarih, belgeyle konuşur; belge yoksa iddia da yoktur. Zülfü Livaneli her ne kadar bu kitabın bir tarihi roman olmadığını, anlattıkları karakterleri ve sarayı dekor olarak kullandığını, herhangi bir dönemin de bunları yansıtılabileceğini ve Osmanlıyla alakası olmadığını söylese de maalesef ben bunu tarihi gerçekliği zerre yansıtmayan bir komedi olarak görüyorum. Kitapta 4. Murattan bahsederken, kendisine çirkin bir yakıştırmada bulunarak annesi Kösem Sultanın iktidar hırsından ötürü, 4.Muratın kendisine genç bir haseki sultanı rakip olarak getirmesinden korktuğu için kadınlara olan ilgisini kaybetsin diye oğlancılıkla yaftaladığını görüyoruz. Tabiki yazarımız bunun çok tepki çekeceğini bildiğinden “romanında hiçbir sultanın adını vermiyor :)” ama anlaşılıyor maalesef. Osmanlıda oğlancılık vardır veya yoktur bunları tartışacak değilim ama kalkıp koskoca 4. Murat Hakkında bu denli güçlü bir iddaya sanki yaşanmış gibi “sözde dekorunuzda” yer veriyorsanız, her ne kadar ben Osmanlıyı veya sarayı dekor olarak kullanıyorum bu bir tarihi roman değildir deseniz de bu tarihi olguya saygısızlıktır çünkü bir belgeniz veya dökümanınız yoktur ve yazmamanız gerekir. Kalkıp Avrupa veya Arap tarihini dekor olarak alıp hiçbir gerçekliği olmayan böyle bir yakıştırma yapsanız o kesimlerden de tepki alırsınız. Burada yaptığımı şey Türk milliyetçiliği değil tamamiyle tarihi olgulara veya kişilere yapılan çirkin iftirayı dayanaksız “ben yazdım dekor yaaaa” deyip geçen saygısızlığadır.
Kitapta sürekli bir Osmanlı eleştirisi var. Kitabın her ne kadar sonunda yapılan soru-cevaplarında Zülfü LİVANELİ’nin “Osmanlıyı o günün şartlarıyla düşünmek gerekir” diye erdemli bir cümle kurmuş olsa da, saraydaki birçok kişinin cahil cahil konuşması, padişahların şehvet düşkünü ve önüne geleni asıp kesen cani insanlar olarak anlatması aslında hiç de objektif bir tarihi anlatım yapmadığını gösteriyor. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu 3 kıtada hüküm sürmüş 600 yıllık geçmişe sahip bir devletti. Bu kadar aptal bir idarecilikle nasıl oldu da bütün batının hayran olarak baktığı Konstantiniyye’yi (İstanbul) veya Balkanları fethedebildi? Gerçekten yanlı bir anlatım olduğunu düşünüyorum.
Kitabın sahip köle ilişkisi olarak bakıldığı veya karakterlerden oluşmadığı her şeyin dekor olduğu görüşüne asla katılmıyorum. O zaman gidip bir distopya yaz güzel kardeşim milli tarihten uzak dur.
Üzülerek söylüyorum ki bizde aydın olmak, avrupada kabul görülebilir bir yazar olmak için önce Türk kimliğinden iğrenip, milliyetçiliği ayaklar altına alıp, kendi milletinin yaptığı öne sürülen ve avrupa alanında bir yankı uyandıracak- kabul görecek bütün milliyetçilike bağdaşmayan fikirleri kabul etmek gerekiyor sanırım. Ermeni soykırımını kabul edelim, Kürt sorununda Kürtlerin haklı olduğunu görelim, eşcinselleri hoş görelim, çingeneleri yüceltelim, zencileri veya tüm ötekileştirilen bütün insanları benimseyelim, Osmanlıyı eleştirelim, Cumhuriyeti bile eleştirip Atatürk’e bile alttan alta dil uzatalım ama seviyormuş gibi görünelim. Bunlar bazı yazarların kendini sırf bazı yerlerde kabul görmek için benimsedikleri şeyler. Osmanlı da bizim yanlışıyla veya doğrusuyla, Türkiye Cumhuriyeti’de. Ama osmanlının da Türkiye’nin de yanlışı belgelere dayansın güzel kardeşim dedikodulara değil. Objektif biriyim deyip yanlı şeyler yazmakla, sanki o tarihte avrupada insan canı veya Kadın çok kıymetliymiş de bir Osmanlıda bunlar yokmuş gibi ballandıra ballandıra anlatmakla tarih kötülemiş oluyorsunuz başka bir şey değil.