·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ocak 2026 13:04 Ölüme Çağrı’nın sonunda bıraktığımız, çalışmayan, emeklilikle başa çıkmaya çalışan George Smiley karşılıyor bizi Cinayetin Parıltısı’nda. Smiley’nin II. Dünya Savaşı sırasında birlikte çalıştığı Miss Brimley sınırlı sayıdaki Protestan cemaati için düzenli olarak yayınlanan ve aslında zarar eden bir dergiyi yönetmektedir. Yaptığı işe anlam vermeye çalışmayı uzun süre önce bırakan Brim, derginin sadık abonelerinden biri olan Stella Rode’dan kocasının onu öldüreceğini düşündüğüne dair bir mektup alır. Stanley Rode, Carne adı verilen ve ağırlıklı olarak soyluların devam ettiği bir yatılı okulda öğretmenlik yapmaktadır. Brim, polise götüremeyeceği mektubu Smiley’e gösterir. Fakat bu arada Stella Rode öldürülür. Dergi adına Carne’a gittiğini iddia eden Smiley bölgedeki polis komiseri Rigby ile cinayeti araştırmaya başlar. ‘Şeytani zekası’ ve aşırı sıradanlığı ile fark ettirmeden önemli soruların cevaplarını bulur. Bu arada okuldaki soylu sınıfların yarattığı kör ve sahte dindar düzene, yöneticilerin böl ve yönet politikasına şahit olur. Ayrıca okulun bulunduğu bölgede sebep olduğu sosyal sınıflar arasındaki uçurum ve mezhep üstünlüğü birçok kurumun işlerliğini engellemektedir.
Hikaye bu çerçevede ilerlerken şaşırtıcı ve kısmen muğlak bir sona ulaşıyor. Roman ortalarına kadar yavaş bir tempo ile ilerlerken sonrasında hızlanıyor. Fakat Le Carre beni hikayenin sonu konusunda ikna edemedi; hikaye sonunda öyle bir yere evrildi ki hem soru işaretleri bıraktı hem de roman boyunca irdelenen bir çok konudan bağımsız bir sona ulaştı. Yüz sayfa boyunca Carne’ın sınıflararası uçurumuna ve anglikanların şovenizmine değindikten sonra hikayenin getirildiği son yetersizdi bana göre.
Le Carre sonsözde çıkış noktasının kendi yatılı okul travmaları olduğunu belirtmiş ve İngiltere’deki eğitim sistemine değinmiş. Üzgünüm ama ben bunların çoğunu hikayede bulamadım. Evet Carne’ın sözde dini kurallarla yönetilmesine, tutucu davranış standartlarının geri getirilmesi ve soylu sınıfın hegomonyasını devam ettirmeye çalışılmasına değinmiş ama romanda ağırlığı yok eğitim sisteminin. Ayrıca merakla beklenen sona da bir etkisi yok. Kendisi de bunun farkında olacak ki ilk önsözünde ‘….. gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman çıktı karşıma.’ demiş. Sonrasında da kendisinin de çocuklarını gönderdiği ve parçası olduğu özel okul eğitim sistemini eleştirmiş.
Ölüme Çağrı’dan aldığım hazzı almadım bu romandan.