Kitabı okurken o kadar keyif aldım ve duygulandım ki, satırlar arasında ki tüm hisleri kalbimde hissettim. Kitap tek bir hikayeyi anlatıyor ancak bölümler halinde işleniyor. “Bağlılık” bölümünde ana karakterin dostu Muharrem ile sohbetlerini çok beğendim; birbirlerini anlayan, dinleyen, destek olmaya çalışan iki yakın arkadaş.
Çocukluğunun anılarıyla boğuşan, sevdiği kadından ayrılmanın burukluğunu yaşayan bir adamın dünyasını okuyoruz aslında. Ortaokul yıllarından beri hayatında olan dostu Muharrem’le kurduğu içten bağ, hikayenin naif ve samimi oluşunu en başından hissettiriyor.
Kahramanın çocukluğunun geçtiği eski çay ocağında karşılaştığı, erken büyümek zorunda kalmış küçük bir çocuk, aslında kendi geçmişinin yansıması gibi. Bu karşılaşma, bir yardım hikayesinden çok insanın kendi yaralarına uzattığı şefkatli bir el gibi. Annesi yıllar önce terk etmiş, babası ayağındaki sakatlık yüzünden çalışamıyor; yoksullukla çevrili ama ayakta durma azmini kaybetmemiş bu çocuk, kahramanın hayatındaki boşluğu anlamlı bir amaçla dolduruyor.
Kendi ilişkilerindeki sancılarla boğuşurken, bu ailenin hayatına büyük bir incelikle dokunan bir adamın hikayesi. Başkasının yarasını sararken kendi sessizliğini iyileştiren ana kahramanımız, insanlığın ve gerçek dostluğun hâlâ var olduğunu hatırlatıyor.