Gönderi

Okumak
Okumak Ve Tüketmek-1 Hangi kitabı, neden, nasıl, ne sürede okumalıyız soruları, her birimizin zaman zaman zihninde gezinen sorulardır. Çoğumuz tam anlamıyla aç kurtlarız. Hem o kadar açız ki,
Edebiyat
··
2.067 Gösterim
32 Yorum
Site için gerekli bi ileti yazdığın için çok teşekkür ederim Kübra. Aslında ego tatminide yok değil sırf profildeki sayı büyük gözüksün diye. :) Her yaşa ( beden yaşı değil akıl yaşı ) sığdırılması gereken kitaplar olduğuna inanıyorum lakin çok nadir karşılaşıyorum gerçekten belli bir okuma çizgisine kavuşmuş düzenli ve belli bir plan doğrultusunda okuyan okur sayısı yok denecek noktada. İnsanlar ellerine ne geçerse,popüler olan, arkadaş dost tavsiyesi üzerine kitap alıp okuyorlar aslında bu çok yanlış ama ülkemizde maalesef kitap okuyan sayısındaki sıkıntıdan kaynaklı kitap okusunda ne okuduğu pek mühim değil önyargısı mevcut.Bu da ister istemez okuma çizgisinden yoksun okurlar meydana getiriyor. Özeleştiri yapmam gerekirse bende çok fazla teori,inceleme...okuyorum araya daha fazla roman,öykü...serpiştirmem gerekiyor galiba. :):)
Neler okunması gerektiği konusunda bu yüzden çok örnek vermek istemedim. Çünkü bu fazla öznel bir konu. Benim bu konuda en büyük tavsiyem argo tabirle bodoslama dalmamak. :) Birçok liste mevcut, artık kitapları inceleme olanağımız da çok fazla. Bunları iyice araştırıp bir büyük liste yapmalı ve ruh halimize göre bu listeden seçim yapmalıyız. Bu noktada arada rotadan çıksam da, genelde kendi adıma okuduklarımdan memnunum. Yavaş, az ama öz gidiyorum. E-kitaplar olmasa daha da az okurdum ama onlar olmasa yerine muhtemelen dışarda polisiye okurdum. :) Ülkenin geneliyle ilgili söylenebilecek şeyler çok ama biraz daha kendi adımıza bakarsak bir kişi bir kişidir ve ben kelebek etkisine fazlasıyla inanan biri olarak, böyle bir şeyler söylemek istedim. Belki bu yazıyı okuyan herkes kendisine çeşitli sorular sorar ve en azından bir kısmı kendisine bir rota çizer. Bu da yazının amacına ulaşması demek. Değerli yorumun için teşekkür ederim. :)
Öncelikle harika bir yazı, emeğiniz için teşekkür ederim. Yazınızın sonlarında bahsettiğiniz o düşünmeme ihtiyacını ben de yaşadım, 1 aya yakın kitap veya dergi okumadım. Daha önce de yaşamıştım böyle, 6 ay falan sürdüğü de olmuştu. Bu sefer kısa sürdü, çünkü pişmanlık duymamıştım. Bilinçli olarak uzaklaşıp bilinçli olarak geri dönmüştüm kitaplığıma. Böyle deyince de yanlış anlaşılmasın, kendime "şu vakit geri dönerim kitaplara-dergilere" diye bir sınır da koymamıştım. Bazen salmak gerekiyor, bu tehlikeli ama gerekiyor.
Teşekkür ederim, umarım faydalı olur, çünkü binlerce şey geçmişti aklımdan ne kadar aktarabildim bilmiyorum. Ben de 6 ay çekirdek kalıcak kadar uzun bir zaman kitap okuyamadım. İçimden gelmiyordu ve bu 2 sene falan sürdü. Arada şiir okuyor, ya da elime aldığım bir kitabı haftalar sonra tekrar okumaya devam ediyordum. En güzeli bazen dinlenmek. Zihnin buna ihtiyacı oluyor. Bu değerli yorumunuz için teşekkür ederim. :)
"James Joyce'un Ulysses'i ile totem-kah­ramana dayalı bazı Avustralya mitleri arasında şaşırtıcı bir yapısal benzerlik olduğunu ancak bir dinler tarihçisi algılayabilir. Tıp­kı Avustralya kültürünün kahramanlarının sonsuz yolculukları ve rastlantısal buluşmalarının Polonez, Hint-Avrupa veya Ku­zey Amerika mitolojilerine aşina olanlara monoton gelmesi gibi Leopold Bloarn'un Ulysses'teki yolculukları da bir Balzac veya Tolstoy hayranına monoton gelecektir. Ama mitlerdeki ataların sıkıcı yolculuklarının ve eylemlerinin bir Avustralyalıya varoluşsal olarak kendisinin de içinde olduğu muhteşem bir tarihi açığa vurduğunu dinler tarihçisi bilir; dolayısıyla Leopold Bloarn'un kendi doğduğu şehirdeki görünüşte sıkıcı ve yavan yolculukları için de aynısı söylenebilir. Reenkarnasyona ve geçmişi hatırla­maya (anamnezi) dayalı Avustralya'ya özgü ve Platonik teoriler arasındaki son derece çarpıcı benzerliği de gene sadece bir din­ler tarihçisi yakalayabilir." Mircea Eliade; Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar (İstanbul: Doğu Batı Yayınları, 2016) s.14
O kadar güzel ve doğru şeyler yazmışsınız ki, hangi kısmı öne çıkarsam bilemedim. Tam olarak ihtiyacımız olan bir yazı kaleme almışsınız. Gerçekten de çoğunlukla okumuyoruz; tüketiyoruz... Ayrıca okurken not almak gerçekten de en faydalı iş bana göre. Hatta ben kitap ayracı olarak kalem kullanıyorum. Okuduğum kitabı çizmekten de hiçbir zaman çekinmem. “Ah ben kitabımı çizemem” “Vah ben kitabımı karalayamam” vs. bu tür cümleler bana anlamsız geliyor. Tam tersine ben o kitabı çizerim. Hatta boş bir sayfasına notlarımı alırım. Hem bu şekilde inceleme yazmak daha kolay oluyor; hem de o kitabı yıllar sonra elinize aldığınızda size ne hissettirdiğini görebiliyorsunuz... Site için çok yararlı olduğunu gördüğüm bu yazınız vesilesiyle ben de katkı yapmak istedim. Teşekkürler.
Kitaba not almak noktasında o kadar haklısınız ki, minik minik notlar alırdım ama arkasındaki boş sayfaya bir şeyler yazmayı hiç düşünmemiştim. Sahi onlar bunun için var. Kitaplar zarar görecek düşüncesiyle çizmiyoruz belki ama düşünceler kuş olup uçtuktan sonra da o kitabın temiz kalmasının bir anlamı yok. Katkınız için teşekkürler, :)
Reklam
Kimin sözüydü? 'Hızlı okuma kursuna gittim, Savaş ve Barış'ı okudum, olay Rusya'da geçiyor.' Daha yeni çizdim Sarsıntı'da diyor ki Bernhard 'Hesap makineleri; insanlar bundan fazlası değil. Hesap yapıyoruz, daha ziyade hep sayılarla düşünüyoruz.' Kitaplar da bazen kurban ediliyor bu skor tabelası için. Hem kendi zihin açlığımız var, hem de hepimiz 'gösteri dünyası'nın parçasıyız dönem itibariyle, o yüzden hızlı tüketme yolundayız çoğumuz. Çok güzel tespitleriniz. Teşekkürler güzel paylaşımınız için.
Önceki 1 yanıtı göster
Nesrin Hanım iki söz de tam isabet sözler olmuş. Paylaştığınız için teşekkür ederim. Hızlı okuma ancak ders çalışırken işe yarayabilir, ama kitap okurken bunu yapmak gerçekten sadece nicelik olarak etkiler. Peki zihnen ne nitelik olur? İşte kitapların hamalı olmak ama onlardan faydalanamamaktır bu.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.