·200 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ocak 2026 14:30 Murat Menteş’in Ucuz Romancılar’ını okurken sık sık şunu düşündüm: Bu kitap beni eğlendirmek için yazılmamış; beni ifşa etmek için yazılmış olabilir. Çünkü roman, daha ilk sayfalardan itibaren okurla dalga geçen bir mesafeden konuşuyor ve ben o mesafeyi kapatmaya çalıştıkça, metin benden bir adım daha uzaklaşıyor.
Bu romanda bir hikâyeden çok bir tavır var. Menteş, roman yazma fikrini, yazarlık iddiasını ve edebiyatın etrafında dolaşan tüm ciddiyet gösterilerini ince ince alaya alıyor. Okurken gülümsediğim yerler oldu; ama bu gülümseme çoğu zaman rahatlatıcı değil, hafif rahatsız ediciydi. Çünkü alay edilen şey yalnızca “başkaları” değildi.
Ucuz Romancılar, beni pasif bir okur olarak bırakmadı. Olay örgüsüne tutunmaya çalıştığım anlarda metin bilinçli bir şekilde dağıldı; dikkatimi, beklentilerimi ve okuma alışkanlıklarımı test etti. Roman, “anlaşılmak” gibi bir derdi olmadığını hissettirirken, benden sürekli bir farkındalık talep etti.
Menteş’in dili hızlı ve gösterişli; popüler kültürle edebi referanslar arasında rahatça dolaşıyor. Bu geçişler metni canlı tutuyor ama aynı zamanda okurun zihnini diri olmaya zorluyor. Kolay okunan ama kolay sindirilmeyen bir kitap bu. Bitirdiğimde hikâyeden çok, okuma sürecinin kendisi aklımda kaldı.
Beni en çok etkileyen şey, romanın kendine duyduğu sarsılmaz güven oldu. Ucuz Romancılar, okurunu memnun etmek gibi bir kaygı taşımıyor. Beğenilmemeyi göze alıyor ve tam da bu yüzden güçlü duruyor. Kitap, edebiyatın kutsallığını sorgularken edebiyatın imkânlarını da genişletiyor.
Kitapta Murat Menteş’in, Alper Canıgüz, Hakan Günday’ın, Emrah Serbes’in, İlker Canikligil’in gerçek kişiler olarak metnin içinde dolaşması beni en çok yakalayan şeylerden biri oldu. Çünkü bu isimler romanda birer “karakter” gibi değil, edebiyat dünyasının tanıdık gölgeleri gibi duruyorlar. Okur olarak onları tanıyorum; ama metin, tanıdığım yerden konuşmuyor. Bu tanışıklık hissi güven vermiyor, tam tersine daha fazla tedirgin ediyor. Oralarda bir yerlerde Behzat Ç., Ruhi Mücerret dolaşıyor.
Bir yerde kendimi gerçekten FLU TV stüdyolarında, İlker Canikligil’le yaptıkları sohbetin ortasında buldum.
Gerçek isimlerin kullanılması metni daha “samimi” kılmadı; daha çıplak kıldı. Kurmacanın güvenli alanı daraldı, metinle aramdaki mesafe iyice kapandı. Okur olarak saklanabileceğim bir yer kalmadı. Çünkü bu isimler, edebiyatın dışında değil; tam ortasında, bugünün kültürel hafızasında yaşıyorlar. Onları romanda görmek, metnin oyun olmadığını, oyunun bana da uzandığını hissettirdi.
Metnin lakaytlığı içinde ardında çok ağır travmalara açılan kapılar vardı. “Ruhu yaralı kimseler… yani tüm insanlar… her daim şefkat arar. Ruhunda yarık veya çizik olmayan kimse yoktur.” şeklinde cümleler ağır hasarlı bir okur kitlesi bırakıyor ardında.
Menteş yine şaşırtmıyor. Her seferinde farklı ve bu neden benim aklıma gelmedi diyebileceğiniz yepyeni bir tarzla çıkıyor sahneye.
Harika biri. HARİKA.