Puan vermedi·128 syf.····Okunma: 23 Ocak 2026 22:27 Mahcubiyet ve Haysiyet kitabıyla hayran kaldığım Dağ babanın okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabının bi tık altında kaldı tabi ya da ilk okuduğum kitap çok üstte de denebilir. Yazarın yazınında aldığı sıra kitaba adını vermiş, bir üçleme diyebileceğimiz serinin ilki, kitapta boşlukta kalan yerler var gibi bunu da diğer kitaplarda doldurulacağını düşünüyorum. 17. Roman olan diğer kitabı da okuyacağım bu nedenle.
Sıradan bir hayat süren orta direk Avrupalıların içe dönüp kendilerini sorgulamaları, bir eksiklik bulmaları, hayata dair yaşantılarına dair sorgulamalarını müthiş bir üslupla anlatıyor yazar. Bir eylemi gerçekleştirirken ona dair içinden geçenleri o kadar güzel aktarıyor ki, onu neden yaptığını aslında yapmak istemesindeki dürtüyü detaylıca okuyorsunuz.
Bu kitapta da eşini terk edip küçük bir kasabaya yerleşen ve sevgilisi Turid Lammers’in tiyatro kulübüne katılan vergi dairesi müdürü Björn Hansen’i okuyoruz. Burada topluluktaki ilgi odağı sevgilisine olan yaklaşımı, Hansen’in hayatını başkalarının şekillendirdiği noktasındaki düşüncesinin gelişmesini okuyoruz. Olmazsa olmaz Ibsen’in yaban ördeğini tiyatroya uyarlamayı teklif ediyor ilk defa sivriliyor ama sonu hüsran. Burada Turid’in öne çıkmak için oyun esnasındadaki tavırları çok rahatsız ediyor karakteri. Sonra ayrılıyor ve kendi evine geçiyor.
Küçük yaşta terk ettiği oğlu 18 yaşında üniversite okumak için babasının şehrine gelmesiyle hayatına ufak bir heyecan giriyor. Ancak oğluyla olan ilişkisi çok mesafeli ve burada oğlunu optikçilik okumaya yönlendiren asker arkadaşını anlatırken ki heyecanı üsttenci tavrı bir şeyler öğretmek istermişcesine konuşmaları Hansen’i çok rahatsız ediyor. Klasikleşen pazar günü restoranda yemek yemelerime oğlunu hiç çağırmıyor mesela, hatta bazen şık giyinmeden evden çıkıyor yemek yemete gittiğini anlamasın diye. Onunla zoraki giriyor adeta. Ve bir gün ondan arabayı ödünç alıp arkadaşlarıyla konsere gidiyorlar dönüşünde olduğu arkadaşlarından benzin parası isteyip onlar vermeyince oğlunun kullanıldığını aslında onu hiç değer verilmediğini düşünüyor ama bence şunun farkına varıyor aslında değer verilmeyen sıradan bir hayat yaşayan hayatında yan karakteri olan kendisi.
Hansen’in nasıl bir insan olduğunu anlamak için Busk ile yaptıkları yürüyüşlereve konuşmalara da ayrı parantez açmak gerekir. Okudukları kitapları konulurken Hansen’in daha az okunan kitapları mesela Cela’dan Pascal Duarte ve Ailesi kitabını ilerileremuhtemelem Nobel alacağını belirtmesi hem postmodernist bir gönderme hem de karakteri tahlil etmekte bir ipucu. Busk gibi çok satanlar listesindeki kitapları okumuyor, rafine zevkleri var paşamın :)
Yanlış hatırlamıyorsam büyük Red adını verdiği bir planı uygulamaya koymak için bir doktorla anlaşıyor ve Litvanya‘da ameliyat olup (burası ciddi tatkaçıran içerir) kendine kaza süsü verip kötürüm kalmış ve tekerlek sandalyeye mahkum olmuş izlenimi veriyor son sahnelerde de doktorla olan diyaloğu da doktorun bunu yapmaktakicü sorgulamaları çok enteresandı doktor buna iten dürtü tam olarak bulamıyor ama kendinden az bir miktarda parayı istemesinin yarın bir gün sorulursa kılıf olarak öne süreceğini düşünüyor ve kitap burada sonlanıyor.
Hansen’in içinde bulunduğu duygu durumu güzel anlatılmış, planı ne acaba diye sürekli merak ediyorsunuz, görülme kaygısı mıdır nedir bunu ciddi ciddi kendinize soruyorsunuz yazar da bunun cevabını net verdirmiyor zaten. Bazı yerlerde kopukluklar vardı mesela Litvanya’ya gidip dönünce oğlu ne oldu hiç mi sormadı ama bunlar devam kitaplarında yer alır mı bilemiyorum. Müthiş vurucu diyemem ama okuması keyifli bir kitaptı.