Yedi yaşındaki oğullarını kaybeden bir anne babanın hüzün dolu hikayesi .
Anne psikiyatri kliniğine yatarken baba bir süreliğine bir adaya taşınıyor.
Bu kitap ;dış dünyadan çok iç dünyaya açılan bir kitap. Metin, bir ada fikrini coğrafi bir mekândan ziyade zihinsel ve duygusal bir sığınak olarak ele alıyor. Okudukça sanki bir yolculuğa değil de ,bir içe çekilmeye, bir durmaya kapılıyorsunuz.Bu anlamda kitap, anlatmaktan çok sezdiren bir dil kuruyor.
Gillot’nun üslubu sade ama bu sadelik yüzeysel değil; aksine bilinçli bir arınmışlık hissi taşıyor. Metnin duygusal gücü , konu çok müsait olsa da büyük dramatik anlardan değil, küçük kırılmalardan, can yakan sessizliklerden ve ve derin boşluklardan oluşuyor .Kağıt kesiği gibi
Yazar, insanın kendisiyle baş başa kaldığında neler icat edebileceğini — anılar, savunma mekanizmaları, hayali adalar — incelikle sorguluyor.
Yalnızlık, kaçış ve aidiyet temaları egzotik bir “ada” romantizmine düşmeden, daha çok zihinsel bir coğrafya üzerinden işleniyor. Bu da metni duygusal açıdan çok yoğun bir hale getirmiş .
Sonuç olarak oğlunu kaybeden bir babanın hissettikleri ile ilgili net cevaplar sunmuyor; aksine onun kendi adasını, kendi yalnızlığını ve kendi kaçış biçimlerini düşünmenize alan açıyor.
Bitirdiğinizde akılda kalan şey olaylar değil, bir duygu hali,yas size de geçmiş gibi …
Sessiz, hafif hüzünlü ama dürüst bir iç konuşma.
Son derece beğendim ve çok hüzünlendim .
Uyarmak isterim ki halihazırda bir yas süreci içinde olanlar için tetikleyici olabilecek sahneler var .