Deborah Levy ile tanışma kitabım olan , Bilmek İstemediğim Şeyler beklediğimden çok daha derin ve sarsıcı bir iz bıraktı. Dürüst olmam gerekirse, kapağı kapattığımda kendimi derin bir düşünce bulutunun içinde buldum. Levy, beni sadece kendi hayatının duraklarına götürmedi; beni kendi içimdeki o sessiz odaya hapsedip anahtarı elime bıraktı.
Kitabın başında, Londra metrosunun yürüyen merdivenlerinde aniden ağlamaya başlayan o kadını okurken kalbimin sıkıştığını hissettim. O kadar tanıdık bir his ki... Hareket halindeyken aslında hiçbir yere gitmemek, herkesin arasındayken yalnızlık içinde kalmak.
Bir kadın, hayatta kendi sesini bulmak için ne kadar uzağa gitmelidir?
Yazarın kalemine hayran kaldım. Serinin diğer kitaplarını da Yaşamanın Bedeli ve Gayrimenkul okumalıyım.