Gönderi

Puan vermedi·96 syf.··
2026 2. kitabı
Stefan Zweig şüphesiz en etkilendiğim kalemlerden biridir. Psikolojik tahlilleri, dönemin zeistgeistini bu denli güzel aktarması ve betimlemesi beni hep etkilemiştir. Bir de kitap dönemin kadınlarının maruz kaldığı ataerkillik, ahlaki sınırlamalar, çifte strandartlar olunca benim için okumak kaçınılmaz oluyor. Hayatımın çok karmaşık bir dönemimde elim ısrarla bu kitaba boşuna gitmedi eminim. Zweig, bana düştüğüm bir kuyudan nasıl çıkacağımı gösterdi… Bazen yüklerden kurtulmanın en kolay yolunun anlamaya istekli olmaktan geçtiğini gösterdi… Kitap 20. yüzyılda yazılmıştır. 20. yüzyılda, çağımızdan pekte farkı yok bana göre, kadınların ahlaki yönden birçok sınırlamaya maruz kaldığı bir yüzyıl. Nitekim bunca zaman hala değişmemiş olan bu sınırlamalar utançtan başka bir şey değildir. Tüm sıfatlardan öte kadınların da yalnızca bir insan olduğunun asla kabul edilmediği bu dünya düzeninde, üstelik 20. yüzyılda eşitlikten söz etmenin mümkün dahi olmadığı bir dönemde Zweig’in olgun yaşlarda olup 20’li yaşlarda bir gençten hoşlanan, onun için her şeyi gözden çıkarmaya hazır olan bir kadını anlamaya çalışmamız gerektiğini savunan bu romanını yazması müthiş bir cesaret örneğidir elbette. Romanımız evli bir kadının sıkıcı evliliğinden bunalıp genç biri ile kaçışı üzerine muhabbet eden insanların düşüncelerine değinmiş ve bu masada bunu normal karşılayan sadece bir kişi var. Bunun üzerine masadaki 60’lı yaşlardaki bir kadın zamanında buna benzer bir olayı tam 24 yıl boyunca kalbine gömmüştür. Pek rastlanmayan ve rastlanması mümkün olmayan bir savunmayı duyunca bir an olsun 24 yıldır kalbine gömülü olan bu sırrı ya da yükü artık taşımamak için o kişiye anlatma kararı alır. Anlattığı zaman dönemin kadınlarına olan ahlaki yargının ve algının ne denli yaralayıcı olduğunu çok güçlü bir şekilde tasvir etmiş Zweig. Anlattıktan sonra ise bir kuş gibi hafiflemiş ve yıllardır içinde biriktirdiği utanç duygusundan kurtulmuş olmanın verdiği duyguyu kadını şu şekilde dile getiriyor:  “Size karşı minnettarım çünkü ilk kez desteklendiğiğimi hissettim. Bu yükü üzerimden atabilir, üzerime kötü bir büyü gibi yapışmış geçmişten kurtulur ve yeniden iç huzura kavuşabilirim diye düşündüm. Belki de yarın gider ve ondan ya da kendimden nefret etmeden kaderimle karşılaştığıö o oyun salonuna girebilirim bile. İşte o zaman ruhumun üstüne çöken taş yuvarlanıp geçmişe gömülür ve o yıllar bir daha bana sıkıntı veremez bir hale gelir. Bütün bunları size anlatmış olmak bana çok iyi geldi şimdi zihnimi rahatlamış hissediyorum. Kalbimde bir tüy gibi hafif, size çok teşekkür ederim.” Belki de kadınlar olarak tek ihtiyacımız bir kez olsun asla yargılanmadan bizim de tüm sıfatların, tüm ahlaki sınırların ötesinde sadece dinlenilmeye ve yargılanmadan anlaşılmaya ihtiyacımız vardır… Kadınlar olarak belki de tek ihtiyacımız konuşabilmektir… Buna ek olarak Zweig, insanların uçuruma sürüklendiğini bile bile bazı takıntılarının kölesi oluşundan da bahsediyor. Hedonizmin vermiş olduğu haz ile adam kumarda kazandıkça daha da ileriye gidiyor. Asla bir doyum noktasına ulaşamıyor ve bu doyumsuzluk onu alaşağı ediyor… Dilerim bir gün bu dünya, biz kadınlar için de tüm sıfatlardan arınmış olarak yaşanılacak bir yer haline gelir… Zweig gibi erkeklerin çoğalması dileğiyle…  Sevgiyle kalın… ol
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Parodi Yayınları · 2018150,8bin okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.