Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2022 33. kitabı
"Çocuklar annelerinin hayatına kuşlar gibi gelir... Hani yolunu şaşırmış da sanki açık bir pencereden girmiş evin içerisine, öyle şaşkın, öyle çaresiz, öyle uçarı... Anneler ise çocuklarıyla birlikte, bir de kalp getirirler dünyaya. Çocuğu hayata salıverirken, o kuş gelir yüreğe iyice yerleşir. Çocukların her sevincinde, her kederinde, her düşüşünde, her gözyaşında, her ayrılıkta kanatlanır, kanatlanır uçamaz. İşte tam da o anlarda, annelerin eli gayriihtiyari kalplerinin üzerindedir. Sadece annelere has olan bu hareket, göğüs kafesinin kapısını sıkıca kapatmak içindir." Eşimize, anne babamıza, akrabalarımıza, dostlarımıza, iş arkadaşlarımıza, eşimizin ailesine, konu komşuya da böyle miyiz? Hiç sanmam. Niye, çünkü o zaman bizden uzaklaşırlar, yalnız kalırız, işsiz kalırız, dostsuz kalırız. Peki çocuklar? Onlar çantada keklik mi? Bence hiç değil! Eğer ortalıkta onun ulaşabileceği yerlerde peçete bırakmazsan, bu işi kollarıyla yapacaktır ve sen bu kez de o caaaanım kıyafetlerin kollarında parıl parıl parlayan sümük lekelerini çıkartmak için uğraşacaksın! Ve kendini teselli et. Eğer burnundan çıkarttığı madeni sana uzatıyorsa veya silmek için mendil arıyorsa, çok şanslısın demektir. Bir sonraki aşama sümük yiyen çocuklardır ki bu da çok sık karşılaşılan bir durumdur. Tamam tamam, kapattım konuyu, kusma. :-) Zaten annelik biraz da deliliktir. Yoksa bir çocuk kaka yaptı diye sevinip sifonun dalgalarıyla dönüp giden kakalara el sallamamızı başka neyle izah edeceğiz?" Bırak zamanla yarışmayı. Sen koşunca çocuklar daha hızlı büyümüyor. Sabret, derin nefesler al yavrunun saçlarından. Şurada büyüyüp gitmelerine ne kaldı... Bezli çocuğun bez değişimini yapmak, en azından çayının bitmesini bekleyebilir. Ve çantada iki bez, bir ıslak mendil taşımak, gittiğin yere lazımlık götürmekten kat ve kat iyidir! Ama biz anneler yine de acele ederiz, kaşınırız. Huzur bulmak için, hayata tutunmak için, yeniden başlamak için, dik durmak için, gülmek için nedenler arıyoruz ya hani. Çocukların yüzlerine bakın. Tekrar düşündüğünüzde bundan daha güzel bir neden bulamayacaksınız... ​Eh be güzel kardeşim el kadar çocuktan niye hemen her şeye alışmasını bekliyoruz. Konuşuyoruz annelerle: "18 aylık oldu hâlâ ağlıyor, 20 aylık oldu hâlâ emzik emiyor, 22 aylık hâlâ emziği bırakmadı, 24 aylık oldu hâlâ bezi bırakmadı, banyo yaptıramıyorum, uyku düzeni oturmadı!" Yaahu adam daha dünyaya geleli 2-3 sene olmuş, dünyaya alışamamış, bunca şeye nasıl alışacak... Ha tabii bu arada, birilerine sinirlenince arkasından konuşmayacağız, yüzüne bağırmayacağız, kimseye şiddet göstermeyeceğiz, küfretmeyeceğiz, kötü konuşmayacağız, elimizdeki eşyaları fırlatıp atmayacağız... Burun karıştırmak, kulak kaşımak, gaz kaçırmak falan zaten yok. Sofrada az yemek yemek, tabakta yemek bırakmak, yemek beğenmemek, "yine mi ıspanak" falan demek yok... Çok televizyon izlemeyeceğiz, tablet kullanmayacağız, cep telefonu elimizde çat çat çat yazışmayacağız. Yani iyi örnek olacağız. İşimize gelirse... Gelmiyorsa; sana şimdi tüm çocuk gelişimi kitaplarından, eğitim yöntemlerinden, pedagojik yaklaşımlardan çok önce söylenmiş bir şey hatırlatacağım. Eski bir Türk atasözü der ki: "Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur..." Bilmem anlatabildim mi?" Çocuğundan her ne istiyorsan, önce kendine bak. Çünkü anneler aynasıdır çocuklarının. Onlar yaşamayı annelerinden, mutluluğu annelerinin yüzünden, sevgiyi annelerinin kalbinden öğrenir. Hayatı annelerinin gözünden görür. Kendine ve hayata iyi bak dostum, ışık çocuklara geçecek. O, bir bebeğin, mesane ve bağırsaklarını kontrol eden kaslarını 18 aylık olana kadar, istediği zaman kullanamayacağı bilimsel gerçeğini bilmiyor olabilir. Ama bak, sen biliyorsun artık. O yüzden bekle. Çocuk önce kendini hafif hafif kontrol edebilir hale gelsin. Zaman zaman burnunu karıştıran bir yetişkin olarak (noldu, sen yapmıyor musun?) şunu düşünürüm hep: Bu kadar fizyolojik bir olay nasıl bu kadar sosyolojik bir baskıyla bir insanın psikolojisini etkiler, hayret bir şey! Çocuk haklı yani, rahatsız oluyor, bunun neresi ayıp? İşte bu sorunun cevabını bulabilirsen otur anlat çocuğa. Ya da en azından bunun kötü bir davranış olmadığını, sadece toplumda hoş karşılanmadığını ama asıl sorunun elimize bulaşan mikroplar yüzünden hasta olma ihtimalimiz olduğunu anlat ki mantıklı bir dayanağın olsun. Çocuklar annelerinin hayatına kuşlar gibi gelir... Hani yolunu şaşırmış da sanki açık bir pencereden girmiş evin içerisine, öyle şaşkın, öyle çaresiz, öyle uçarı... Anneler ise çocuklarıyla birlikte, bir de kalp kuşu getirirler dünyaya. Çocuğu hayata salıverirken, o kuş gelir yüreğe iyice yerleşir. Çocukların her sevincinde, her kederinde, her düşüşünde, her gözyaşında, her ayrılıkta kanatlanır, kanatlanır uçamaz. İşte tam da o anlarda, annelerin eli gayriihtiyari kalplerinin üzerindedir. Sadece annelere has olan bu hareket, göğüs kafesinin kapısını sıkıca kapatmak içindir." Çocukların elinden tutmak; sadece onları kazalardan korumak, düşmesini engellemek, kaybolmamasını sağlamak değil ki... Nasıl davranacağı, nasıl oynayacağı, nasıl öğreneceği, nasıl anlatacağı, nasıl düşüneceği, nasıl kendini ifade edeceği, nasıl hayal kuracağı konusunda da ellerinden tutulmaya ihtiyaçları var. Ya onları hayat yolunda yalnız bırakırsınız, ya onlara sürekli ne yapmaları gerektiğini hatırlatan tabelalar haline gelirsiniz ya da iyi birer yol arkadaşı olursunuz... Tercih sizin... Aaaa anne çadır da kursana' dediler. 'Oooo zor iş' dedim. Beklediğim cevap geldi, 'yaaaa noolucak sanki!' ​Olmaz demeden önce durup düşündüm. Çocuk haklı, ne olur ki kalksam, balkondan çadırı alsam, kursam, ne olur? En fazla on dakikamı alır. Haklısın dedim. Hiçbir şey olmaz. O çadırı kurdum ve çocuklar çadırda patlamış mısırla sinema keyfi yaptılar. ​Bazen şu çocukların sordukları bize göre gereksiz soruların aslında çok da gereksiz olmadığını düşünüyorum. Anneleri kendine getiriyor... ​Hakikaten, nooolucak sanki hemen 'hayır' demeden önce biraz durup düşünsek! Film başladığında herkes yerine geçiyor, mısırlarımızı veya kuru yemişlerimizi yanımıza alıyoruz, ben de sıkılmadan onlarla birlikte izliyorum. Arada dalıp gitmelerini engellemek için laf atıyorum "Sizce ne olacak şimdi?", "Bu yarışı kim kazanıyordu?" gibi... Diyelim ki pembe bir ayakkabı giyiyor kız filmde, diyorum ki "Vaaay yeşil ayakkabı da çok güzelmiş"... Ters ters bakıp "o ayakkabı pembe" diyorlarsa, gerçek hayattan kopmamışlar ve hipnotize olmamışlar demektir. Film bittiğinde de televizyonu kapatıyor ve bir sonraki film gösterimize kadar esenlikler diliyorum. Yapılan en büyük hatalardan biri olan izlenmediği halde televizyonu açık tutma alışkanlığını hepten sildim. O televizyon izlenmiyorsa, kapatıldı. Ortamda bir televizyon sesi hiçbir şekilde olmadı. Annelik bizi yaratıcılığa zorlar... Karşılaştığımız problemleri çözerken ne kadar yaratıcı, ne kadar farklı, ne kadar sakin olabilirsek o derece kolay çıkarız işin içinden. Zorlamak yerine, işi oyuna çevirmek, başka türlü anlatmaya, sevdirmeye çalışmak bizim elimizde. Bütün mesele onlara alternatif sunabilmekte. Yazın bir kenara: Alternatif sunan her zaman kazanır... Zihnimizin dalgalarından yakalanacak daha çoook balık var. Hadi kabul edelim… O artık bebek değil, büyüdü. Hem de emziği bırakmak istemediğini “ver onu banaaa” diye ifade edecek kadar… Beze kaka yapmamak için vücudunu zorlayacak kadar… Kızınca bağırıp çağıracak kadar… Ve ona doğruları anlattığında seni anlayacak kadar! O yüzden, en etkili yöntemi dene. Konuş onunla… Anlat. O aradaki bağı kurabilirsen mutlaka anlayacak… Geç otur cancağızım, önce rahat bir nefes al. Çocuğu emziği bırakmakta zorlanan, ‘kakamı yapmıycammm’ diye ağlayan, çocuğu yıkarken banyoyu içeride fil yıkanmışa çeviren tek anne sen değilsin. Arkadaşını ısıran, saç çeken, kızınca iki tokat yapıştıran tek çocuk seninki değil... Neredeyse bütün anneler bunları yaşıyor, aynı yollardan geçiyor. Bunlar çocuğun doğal büyüme sürecinde yaşadığı ve yaşattığı deneyimler. Ben şahsen 3 çocuğumla; bizzat, yakınen, aynen, dibine kadar hepsi yaşadım. Hepsini de normal bir süreç olarak algılayıp, oyunlarla, hikayelerle, onları da kendimi de zorlamadan geçirdim. Şimdi başka meseleler ile uğraşıyoruz... Yolculuk uzun... Mesele onlara iyi birer yol arkadaşı olup, yolun tadını çıkartabilmekte... Acaba biz sinirlendiğimizde neler yapıyoruz, onlara nasıl rol model oluyoruz, bizde ne görüyorlar, fark etmemiz lazım. “Sinirliyim ben, sabırsızım” demekle olmuyor ki hayat bizi böyle kabul etmiyor, çocuklar niye etsin?
Kötü Alışkanlıklara İyi ÖnerilerŞermin Yaşar · Elma · 2016804 okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.