Burjuvazinin 'mükemmel' yalanı
9/10
·308 syf.··
2026 5. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 18:33
Öncelikle kitabın yazım serüveni hakkında bilgi vermek istiyorum İşin aslı, bu kitap aslında iki farklı zamanda yayımlanan iki ayrı eserin birleşimidir aslında 1941: İlk iki bölüm (Ilona ve Péter’in hikayesi) Macaristan’da Az igazi (Asıl Olan) adıyla yayımlanmıştır. 1980: Márai, sürgündeyken hikayenin eksik kalan kalbi olan Judit’in bakış açısını ve sonrasını ekledi. Yani aradan geçen 40 yıl, savaşı, yıkımı ve koca bir sınıfın yok oluşunu da kitaba dahil etmiş. Biz bugün bu eseri okurken aslında Márai’nin 40 yıllık bir olgunlaşma sürecine, bir adamın ve bir yazarın yaşlanışına tanıklık ediyoruz. Kitap karışık çerez gibi çoğu konuyu barındırıyor bu konuda çok beğendim. Kitabın ilk yarısında Ilona ve Péter’in dünyasındayız. Kristal avizeler, titizlikle seçilmiş kelimeler, her şey o kadar kusursuz ki... Ama Márai bize şunu fısıldıyor: "Bir şey bu kadar mükemmelse, içinde mutlaka bir çürüme vardır." Ilona’nın acısı çok gerçek.Ilona o kadar şık, o kadar "olması gerektiği gibi" bir kadın ki... Ama içten içe kocasının ruhunun kendisinden kaçtığını biliyor. Onun samimiyeti, kendi sınıfının kibarlığına hapsolmuş olmasında. Kocası Péter'in cüzdanında bulduğu o ufacık kurdele parçası (Judit'e ait olan), aslında Ilona'nın tüm dünyasının yıkıldığı andır. Onun trajedisi şu : Her şeye sahipsin ama hiçbir şeysin. Çünkü sevdiğin adamın zihnindeki o "vahşi ve yabancı" kadının yerini asla tutamıyorsun. Peter : Zengin, kültürlü, her şeyi var ama o gidip hizmetçisi Judit’e saplanıp kalıyor. Neden? Çünkü Judit onun için "gerçek." Péter, kendi sahte ve steril hayatından kaçmak için Judit’e sığınıyor. Péter, Judit’i sevmiyor aslında; Judit’in temsil ettiği o "çiğ hayatı" seviyor. Péter, Judit’e ulaştığında mutlu olmaz; aksine, hayalindeki o gizemli kadının kanlı canlı, bencil ve çiğ bir insan olduğunu görünce yıkılır. Kitabın "Judit" bölümüne geçtiğimizde, sanki suratımıza soğuk bir su çarpılıyor. Ilona ve Péter aşkı, ruhu, kaderi tartışırken; Judit bize soğuğu, açlığı ve kini anlatıyor. Judit’in o evdeki eşyalarla olan ilişkisi muazzam bir detay. O, o ipek örtülere aşkla bakmaz; o örtülerin kaç kuruş ettiğini ve o parayla kaç kışın ısınabileceğini hesaplar. Márai burada çok dürüst: Bize gösteriyor ki, karnı tok olanın "aşk sancısı" dediği şey, karnı aç olan için sadece bir "sınıf atlama" basamağıdır. Judit’in Péter’i sevip sevmediği bile belli değildir; o belki de sadece o evdeki gümüş kaşıklara sahip olmanın verdiği o geç kalmış adaleti seviyordu. Kitabın kalbindeki o meşhur soru "Asıl Olan" Diye Bir Şey Var mı? Herkes bir "asıl olan" peşinde koşuyor. Ilona için asıl olan Péter. Péter için asıl olan Judit. Judit için asıl olan ise... Belki de sadece kendisi ve özgürlüğü. Hayatının "asıl olanını" bulduğunda, onun aslında sadece senin zihninde yarattığın bir hayalet olduğunu anlarsın.
1000Kitap
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,485 okunma
··
52 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.