Salva Almeda’yı ilk defa okudum ve kesinlikle sonuncu olmayacak. Ölü Kızlar’a ne kurmaca ne de inceleme kitabı demek zor; biraz cesaret alıp “deneysel” bir iş deyip yanına herhangi bir kavram eklemekten imtina ediyorum. Almeda, 13 yaşında radyoda duyduğu bir kadın cinayetinin ardından yıllara yayılan kadın cinayetlerinin arkasındaki nedeni -hangi neden bir cinayeti haklı çıkarır ki?- sorgulamaya başlıyor.
Yazar, bu cinayetlerde en çok aklına takılan üç kadın cinayetini özellikle kitabın ana teması halinde getiriyor; “yatağında ölü bulunan Andrea Danne’nin, boş bir arazide boğulmuş, tecavüze uğramış halde bulunan María Luisa Quevedo’nun ve cesedi nehir kıyısına bırakılan Sarita Mundín’in hikayeleri.” Bu üç cinayetin ortak noktası, 21 yaşını doldurmadan şiddetle maruz kalarak hayatlarını kaybetmesi ve bu üç kızın da dosyası cezasızlıkla damgalanmış, hiçbir vakada suçlular bulunamamış olması. Arjantin’de ‘kadın cinayeti’ teriminin henüz bilinmediği bir dönemde cezasız kalan üç ölüm olarak bize aktarılıyor. Yazarla yapılan bir söyleşide Almada, Truman Capote’nin ‘Soğukkanlılıkla’ veya Şilili yazar Francisco Mouat’ın ‘El Empampado Riquelme’ kitaplarını referans aldığını belirtiyor. Soğukkanlılıkla’ya kesinlikle benzediği doğru. O da enfes bir kitaptı. Henüz okumasam da, biraz araştırma yapınca Roberto Bolano’nun 2666’sına da benzeten varmış. Derhal okumam gerek artık şu kitabı. Benim ayıbım, evet.
Almeda, kadın olmanın zorluğunu coğrafya konusunda sınır tanımadığını bizlere tekrar aktarıyor. Arjantin’deki eril tahakkümün geldiği nokta, kadın cinayetleri konusunda gerek medyanın gerekse emniyet güçlerinin yeterince çabalamaması ve bu sebeple bu durumun giderek meşruiyet kazanması, kadın düşmanlığından (mizojinizm) beslenen erkek egemenliğinin kıskaçlarının sivriliğini tekrar tekrar hatırlatıyor. Kitabı çok beğendim, kesinlikle tavsiye ederim.