Kendimle aram bazen iki eski dost gibi, aynı masada oturup susmayı da biliyoruz kavga etmeyi de, ama en yoranı suskunluk değil, içten içe kendini mahkum etmek. Kendini bağışlayamamak öyle ağır bir kapı ki, insan anahtarı kendi cebinde taşıyor yine de açmaya kıyamıyor, sanki affederse suç büyüyecek sanıyor. Oysa affetmek unutmak değil, kendine yeniden insan muamelesi yapmak, yarayı inkâr etmeden üstünü temizlemek. Cehennem belki de dışarda alev değil, içerde bitmeyen bir yargıç sesi, her gün aynı dosyayı açıp aynı hükmü okumak. Bir yerden sonra insan şunu öğreniyor, merhamet başkasına değil önce kendine lazım, çünkü kendine acımayan kimse kimseyi gerçekten iyileştiremiyor.