19. yüzyılın aristokratik dekorları arasında filizlenen sıradan bir gönül macerası değil; cemiyetin katı kalıpları, servetin soğuk gölgesi ve insan ruhunun labirentleri arasında icra edilen bir "hakikat arayışı" rapsodisidir. Eser, ilk bakışta evlilik piyasasının acımasız dinamiklerini ve Mrs. Bennet’ın telaşlı izdivaç hamlelerini merkeze alıyor gibi görünse de, asıl cevher Elizabeth Bennet’ın kıvrak zekası ile Bay Darcy’nin vakur mesafesi arasındaki o amansız çatışmada gizlidir; burada "gurur", soylu bir ruhun kendini dünyadan yalıtma biçimi olarak Darcy’de beden bulurken, "ön yargı" ise Elizabeth’in bağımsız karakterini korumak adına ördüğü bir savunma kalkanı olarak tezahür eder. Austen, mektupların ve baloların nezaket dolu atmosferine sakladığı keskin hicviyle, mülkiyetin aşkı nasıl esir aldığını ve kadın ruhunun haysiyetini koruma mücadelesini tasvir ederken, karakterlerini yanılgıların ateşinden geçirerek olgunlaştırır; nitekim romanın sonunda ulaşılan saadet, sadece iki kalbin birleşmesi değil, aynı zamanda kibrin alçakgönüllülüğe, peşin hükmün ise derin bir idrake mağlup oluşunun estetik bir zaferidir. Dilin bir kılıç gibi kullanıldığı o zifiri karanlık diyaloglardan, şafak vaktinin duruluğuna evrilen bu anlatı, toplumsal sınıfların yarattığı uçurumları sevginin o kadim ve dönüştürücü gücüyle köprüleyerek, edebiyat tarihinin en zarif ve entelektüel derinliğe sahip romantik destanlarından biri olarak ölümsüzleşir.