8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 18:14
Traum halkı arasında, geçmiş zamanlarda ülkelerini büyülü yaratıkların ve yozlaşmış insanların zulmünden, sebep oldukları yıkımdan korumak için yola çıkan bir çocuğun hikayesi anlatılıyormuş yıllardır. Hikayeye göre, adı verilmeyen bu çocuk, karşısına çıkan pınarın suyunu içip rüyaya dalmış. Herkese rüyasında gördüğü altı doğaüstü varlıktan bahsediyormuş. Tekrar tekrar yattığı rüyalarda bu varlıklara ‘Omen’ adını takmış ve her birine birer büyülü nesne vermiş. (alıntı) “Çocuk taş sikkeyi tutan Omen’e Kurnaz Harami adını takmış. Mürekkep hokkasını tutana Bezgin Kâtip demiş. Taş kürekli Gayretli Kürekçi olarak anılmaya başlamış. Çan taşıyan Ahenkli Orman’ın Omen’i ise Sadık Ormancı olarak bilinmiş... Bellidine Uçurumlarının kutsal dokuma taşının sahibine de Kederli Dokumacı adı layık görülmüş… Ama altıncı Omen’in elinde hiçbir nesne yokmuş. Kendine dair hiçbir şeyi açık etmiyor, sadece narin kanatlı, soluk renkli bir güve olarak görünüyormuş. Kimileri kendini doğduğunuz an, diğerleriyse son nefesinizden hemen önce gösterdiğine inanır… Pınarın etrafına büyük bir katedral inşa edilmiş. Omen kendilerini ilk kez kimsesiz bir çocuğa gösterdiğinden daha fazlası rüyaya yatmak için buraya getirilmiş. Hepsi Aisling in kızları, saygıdeğer Kâhinler olmuşlar. Başa bir kral geçmiş ve Traum’un beş mezrası aynı inanç altında birleşip Stonewater Krallığı olarak anılmaya başlamış. Kralın şövalyeleri köyleri perilerden korumakla olduğu kadar inancı da savunmakla görevlendirilmiş…Kral da bir hükümdardan ziyade tanrılara kul olacağına, inancı kişisel çıkarları için kullanmaya kalkışmayacağına, kudret veya kibir namına Omen’i ve taş nesneleri aramayacağına yemin etti.” Bu hikaye yıllar yılı dilden dile aktarılmış ve katedral kutsal bir yere dönüşmüş. Her bir Omen için kimsesiz bir kız çocuğu katedrale getirilip kahin olarak rüyaya yatmaya, krallığın ve insanların kaderleri ile ilgili kehanetlerini bildirmeye başlamış. Bu kızlar isimlerini kullanmıyor, birden altıya kadar rakamlarla adlandırılıyormış. Kızların gözleri, on yıl boyunca hiç çıkarmadıkları bir peçeyle örtülüyor ve kendilerine özgü bir kıyafet giyiyorlarmış. Herkes bu kızlara Omene hizmet eden kutsal kişiler olarak saygı duyuyormuş. On yılları dolunca da görevleri bitiyor, yerlerine yeni kahinler geliyormuş. Katedrali bir başrahibe ve emrindeki taştan gargoylelar idare ediyormuş. İşte bu kahinlerden, eski adıyla Sybill ‘Altı’ numaralı kahindi. Tahta yeni çıkmış olan Üçüncü Benedict Castor için kehanete yatmasıyla başladı herşey. (arkakapakyazısı) “Sybil Delling, son dokuz yıldır hiç rüya görmemeyi diliyordu. Bir yuva karşılığında on yıl boyunca büyük katedralde hizmet vermeyi kabul eden diğer kimsesiz kızlar gibi Sybil de bir Kâhin’di. Rüyalarında, Omen adıyla bilinen altı dünya dışı varlıktan görüntüler alıyordu. Onların aracılığıyla korkunç olayları gerçekleşmeden önce sezebiliyordu. Hem soylular hem de sıradan halk, Stonewater Krallığı’nın rüzgârlı bozkırlarını, sarp dağlarını aşarak Sybil’in rüyaları aracılığıyla kaderlerini öğrenmeye geliyorlardı. Sybil ve diğer Kâhinler hizmetlerinin sonuna yaklaşırken katedrale gizemli bir şövalye geldi. Kaba, inançsız ve şeytani derecede yakışıklı Rodrick, Sybil’in görülerine biraz bile saygı duymuyordu. Fakat Kâhinler birer birer ortadan kaybolmaya başladığında, Sybil onları bulmak için Rodrick’ten yardım istemek zorunda kaldı. Zira katedralin duvarlarının ardındaki dünya tehlikelerle doluydu. Sybil’in aradığı cevaplar yalnızca tanrılardaydı ve her ne kadar Rodrick’in koyu gözlerinden, sivri dilinden uzak durmak istese de yalnızca bir kâfir tanrıyı alt edebilirdi.” Kendisi hariç tüm kahinlerin kaybolması ile arkadaşlarına olan vefa borcu, onları aramak için Kral ve Rodrick’le birlikte bir yolculuğa çıkmaya ikna etmişti Altı numaralı kahini. Üstelik de sürpriz biri daha katılmıştı aralarına. Yolculuk tehlikeli ve sürprizlere gebeydi. Her gittikleri yerde öğrendikleri yeni şeyler daha bir şaşırtıyor, dünyaya, yaşamına farklı bir gözle bakmasına neden oluyordu genç kadının. Rodrick, Kral ve şövalyelerle de yakınlaşıyordu giderek, özellikle de Rodrick’le. Şimdiye dek inandıklarını sorguladığı, acımasız gerçeklerle yüzleştiği bu yolculuk sona erdiğinde ise farklı sürprizler bekliyordu yolcularımızı. Mitolojik esintiler taşıyan büyülü evreni, bana ortaçağı hatırlatan şövalyeler ve gargoyleları, nefretten aşka ilerleyen öyküsü ile baştan sona severek okuduğum bir kitap oldu ‘Şövalye ve Güve’. Güç hırsının insanı nasıl deliliğe sürüklediğini, vicdanlarını köreltip bencilleştirdiğini anlatan akıcı ve güzel bir kurgusu vardı. Fantastik öğeleri, özellikle de Batrtolomoew’u ve asi şövalyemiz Rodrick’i çok sevdim. Olanları sevmesem de, olayların aslı ve kitabın sonunun beni oldukça şaşırtması da hoşuma gitti. Bu nedenle de, özellikle sonlara doğru hüzünlendiğim ve zaman zaman gülerek okuduğum bu güzel kitabı, fantastik türde okumayı seven 18 yaş üstü tüm okurlara tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum. Kitaplarla kalın.
Şövalye ve GüveRachel Gillig · Olimpos Yayınları · 2025230 okunma
·
77 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.