·678 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Ocak 2026 10:17 ❝Kul, küçüldükçe küçültür.❞
Bir kitap incelemesiyle geldim.
Açık konuşayım, kitap uzun ve ben okurken o kadar keyif aldım ki tek solukta bitirmek istemedim. Bilerek ağırdan aldım. Sindire sindire okunacak türden.
Kitap, toplumsal sorunlara ve ilişkilere dair ciddi mesajlar barındırıyor. Din, bastırılmışlık, ahlak–etik değerler ve bunların yarattığı ikilemler kitap boyunca kendini hissettiriyor. Yazarların yazdıkları konuyla yer yer kendi içlerinde çelişmelerine falan özellikle girmeyeceğim. Sırf eleştirmiş olmak için eleştirmek istemiyorum. Ben bir kitabı elime aldığımda beni sarmasını, içine almasını, okurken keyif vermesini beklerim. Bu kitap bunu yaptıysa, benim için mesele kapanır.
Kısacası sevdim.
Kahkaha attığım, hüzünlendiğim, sevindiğim ve sorguladığım birçok sahne vardı.
Konuya gelirsek…
Baş karakterimiz Hindoloji mezunu (Özür dilerim Berna ama : ahahhaha ). Halasının kocasının bağlantısı sayesinde İstanbul’da prestijli bir şirkette staj yapma hakkı kazanıyor. Aynı zamanda yıllarca babasının annesini öldürdüğü yalanıyla kandırılmış, babaannesi ve halasının himayesinde büyümüş bir kız.
Kitap boyunca halasının, yeğenini kendi çocuklarından bile fazla sevmesi ve onu şımartmaması bana hep biraz ütopik geldi. İnsanın içinden “millette ne halalar var” dedirtiyor. Bizimkilerde anca fitne fücur… Neyse. Bonkörlüğün altında aslında oldukça acı bir neden yatıyor ama kitabın sırrını burada deşifre etmeyeyim.
Bu kızımız, staj süresince halasının evlerinden birinde, site içinde bir evde başka bir kadın kiracıyla yaşayacaktı. Gel gelelim, “kadın” sandıkları kiracı bir bakıyorsun İrlanda Merkez Bankası Başkanı Felix Harold çıkıyor. Meğerse adamın asistanı evi onun adına kiralamış falan. Sonra diyorlar ki Türkler bilim kurgu yazamıyor… ahaha.
Aile sitesi ortamı, muhafazakâr yapı, kızın bastırılmış ve kısıtlanmış bir yetiştirme tarzından gelmesi… Bunların hepsi kitap boyunca sürekli vurgulanıyor. Evet, yer yer bildiğimiz dizi klişeleri var. Kabul. Ama yine de akıyor.
Sitede muhafazakâr bir din adamı var ki… okurken adama yükselmemek elde değil. Karadenizli, gayrimenkul kralı , heybetli, “Allah yolunda”, Namazında niyazında, ağır abi, adam gibi adam: Bedir Aslan Akgün.
Bedir Efendi'nin olduğu her sahneyi okurken kafamda " Benim Heriiif" şarkısı çalıyor:)
Felix Harold’un yolu Bedir Aslan Akgün’le kesiştikçe kitabın okuma zevki de ciddi şekilde artıyor.
Kitap boyunca hiçbir şeyin tesadüf olmadığı, her şeyin Allah’ın isteğiyle tecelli ettiği fikri özellikle vurgulanıyor. Ve evet, en sonunda Felix Harold Müslüman oluyor. Şehadet getirdiği o sahneyi gözüm dolu, dudaklarımda hafif bir tebessümle okuduğumu da eklemeliyim.
Kitabın sonlarına doğru ise biraz aceleye getirilmiş bir his var. Keşke iki kitap şeklinde olsaydı da finali böyle üstünkörü okumak zorunda kalmasaydık. Çünkü bana göre hikâye tam doruğundayken bitti. Devamı gelecek hissi vardı ama gelmedi. Diğer karakterlerden de biraz daha bahsedilmesini beklerken “Bitti” yazısıyla göz göze gelmek beni bir tık üzse de… Eyvallah dedik.
Velhasıl kelam, konuyu daha fazla uzatmayacağım. Spoiler vermek istemiyorum zaten. Bu incelemeyi gecenin bir yarısı yazıyorum, B12 eksikliğimin de yardımıyla biraz üstünkörü hatırladığım yerlerden bahsettim. Ya da belki bilinçli olarak fazla detaya girmek istemedim.
Sonuç olarak…
Güzel kitaptı. Gerçekten
...
❝Hûda hakkı için ağlatma beni,
Bugün sevda candan aralandı, gel.❞