10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 00:20
(Bu inceleme spoiler içerir.) Bu kitap hakkında bir inceleme yazmadan önce, üzerimde bıraktığı etkinin biraz olsun geçmesini bekledim. Çünkü Akhilleus’un Şarkısı, okurdan yalnızca okunmayı değil, sindirilmeyi talep eden bir kitap. Kitabın adı her ne kadar Akhilleus’u baş karakter olarak düşündürse de, anlatı bütünüyle Patroklos’un gözünden ilerler. İlk sayfadan itibaren Patroklos’un hikâyesiyle karşılaşırız: Kim olduğu, nasıl bir aileden geldiği, babasıyla ilişkisi, Akhilleus’la ilk karşılaşması ve sürgün edilme süreci… Tüm bu ayrıntılar, okuru daha en baştan Patroklos’un dünyasına çeker. Hikâyenin Patroklos’un bakış açısından anlatılması, yalnızca anlatım tekniği açısından değil, okurun metinle kurduğu bağ açısından da oldukça güçlü bir tercihtir. Akhilleus kusursuzdur: Bir tanrıçanın oğludur, hızlı koşar, iyi savaşır, yakışıklıdır ve herkesin hayranlığını kazanır. Patroklos ise onun tam tersidir; hızlı değildir, iyi savaşamaz, kaslı ya da dikkat çekici değildir. İşte tam bu noktada okur olarak Patroklos’la bağ kurarız. Çünkü gerçek hayatta da çoğu zaman çevremizde bizden daha başarılı, daha güzel ya da daha güçlü insanlar vardır. Genellikle kıyaslanan taraf biz oluruz; daha az olan, geride kalan… Kitabın ilk sayfalarından itibaren sürekli Patroklos’un güçlü olduğu bir yön aradığımı fark ettim. Kendi kendime onun daha zengin bir aileden geldiğini, tıbba daha meraklı olduğunu ya da daha temiz bir kalbe sahip olduğunu düşünerek, onu Akhilleus’un önüne koymak istedim. Bunun sebebi açıktı: Kendimi Patroklos’un yerine koymuştum. Akhilleus’un sahip olduğu her şey, içten içe bir kıskançlık duygusu yaratıyordu. Patroklos’un babasının onu neden Akhilleus’un babası gibi sevmediğini, neden Patroklos’un bir çocuğunun olmadığını sorguluyordum. Ve hiçbir zaman Akhilleus’un, Patroklos’u onun sevdiği kadar sevmediğini düşündüm. Evet, Patroklos öldükten sonra Akhilleus kehaneti bilmesine rağmen savaşa dönüp Hektor’u öldürür. Ancak Patroklos öldükten sonra bunun ne anlamı vardı? Kitap boyunca aşk ve sevgi kadar trajediyle de sık sık karşılaşırız; fakat bana asıl büyük darbeyi vuran bölüm son kısımdı. 328. sayfadan sonrasını neredeyse durmadan ağlayarak okudum. Zaman zaman durup bu iki karakterin yeniden bir araya gelebilmesi için dua ettiğimi hatırlıyorum. Kitap bittiğinde hikâye sona ermişti belki ama etkisini sindirmem günlerimi aldı. Şimdi geriye dönüp baktığımda daha net görüyorum ki Madeline Miller yalnızca hikâye ve olay örgüsü kurmakta değil, dili kullanmakta da son derece güçlü bir yazar. Daha ağır, daha sert hikâyeler okumuş olmama rağmen, beni bu denli etkisi altına alan başka bir kitapla karşılaşmamıştım. Tavsiye olarak şunları söyleyebilirim: Her ne kadar eşcinselliği desteklemiyor ya da buna mesafeli yaklaşıyor olsanız da, bu kitaptan gerçekten keyif alabilmenin ilk şartı, bu önyargıları kitabı bitirene kadar bir kenara bırakabilmektir. İkinci olarak ise, kitabın akıcılığına güvenip uzun aralar vermeden, kısa sürede okunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu hikâye bölündükçe etkisini azaltan değil, aksine kesintisiz okundukça derinleşen bir anlatıya sahip.
1000Kitap
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,3bin okunma
·
31 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.