Yepyeni bir hikâyeyle geldim size. Konusu bakımından hem çok içten hem de kimsenin görmek istemediği; aslında hep gözümüzün önünde olan ama görmezden gelinen, hatta unutulmak istenen yaşam şartlarını anlatan insanların hikâyesi bu…
Müstesna Leyla.
“Müstesna”sı anneannesinin adı; “Leyla”sı ise babası askerdeyken doğduğu için sonradan eklenen adı. Saçları, onun tabiriyle şeytan kızılıyla sarısı arasında. Uyanır uyanmaz camı açar, gökyüzünün maviliğinde kendini kaybeder Leyla.
Ailesi, yaşadıkları köyden taşınmaya karar verir ve büyük şehre göç ederler. Ankara’nın en izbe gecekondularından birinde, iki göz odanın onlara yeteceğini —ya da yetmesi gerektiğini— düşündükleri bir hayata başlarlar. Babası bir fabrikada çalışmaya başlar. Abisi, büyük şehrin verdiği cesaretle kendine bulunduğu ortamda bir yer edinmeye çalışır. Annesi ise yeni ortamın büyüsüyle konu komşu edinir.
Ama Leyla…
Leyla, kız olmanın; hem de evin tek kızı olmanın yükünü taşır.
Okula başlar başlamasına ama annesini evde yalnız bırakmanın, ev işlerinin yalnızca annesine kalmasının yüküyle hem üzülerek hem de içi içine sığmayarak gider okula. Abisine okul kıyafeti alınır, yokluk sadece Leyla’ya düşer. Okuldaki çocukların bakışlarını, alaylarını, hor görmelerini duymamaya çalışır ama nafile…
Bu sırada Zühre ile tanışır. Komşuları olan Zühre; naif, iyi kalpli bir kızdır. Durumu öğrenince babası terzi olan Zühre, konu komşunun babasına bıraktıklarından, yer bezine beş kala bir önlük bulur ve Leyla’ya verir. O gün Leyla’nın dünyaları olur.
Eve gidip annesinden tek istediği şey bir tebessüm; yaptığı işler için bir minnet. Babasından ise sadece sıcak bir bakış, tatlı bir söz…
Ama her defasında daha fazla azar, daha fazla hor görülme düşer payına.
Günler bu şekilde akıp giderken Leyla, hem Zühre ile olan arkadaşlığını ilerletir hem de yeni arkadaşlar edinir: Apo, Mahir ve Yaşar.
Yaşar…
Küçük yaşta kardeşini kaybetmiş, kardeşini kaybettiği yaşta kalmıştır. Otuz yaşındadır ama aklı beş yaşında. Camdan gelene geçene bakar, konuşur, laf atar. Kimselere kıyamaz. Çocuklar arasında güçlü bir bağ oluşur; birbirlerini kollayan, birbirinden kopamayan bir arkadaşlık…
En ufak fırsatta kendilerini hep Yaşar’ın camının altında bulurlar. Aralarına Roja da eklenir ve böylece bitmeyen hikâyeleri başlar. Yoksullukla, olmayan parayla verdikleri yaşam mücadelesi günlere yayılır…
Gökten yıldızlar,
Deli Yaşar camdan bakar.
Kim gelip oynamak isterse,
Yaşar gökten yanına atlar.
Dünyadaki bütün şekerleri yutar…
Bu kitap hakkında yazsam daha da yazarım; anlatsam sayfalarca anlatırım. Ama şunu net söyleyebilirim: Kendine has hikâyesiyle çok güzeldi ve kesinlikle okunması gereken bir kitap