6/10
·240 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 19:34
her zaman olduğu gibi yorum ve değerlendirmemi ağırlıklı olarak teknik bir perspektiften ele alacağımı belirtmek isterim. öncelikle genel okur deneyimime dair kısa bir çerçeve çizmek istiyorum. kitap, temposu yüksek ve akıcı bir yapıya sahip. gizem unsurunun sürekli diri tutulması ve “ne olacak?” merakının canlı kalması, metnin kolay okunmasını sağlıyor. tarot kartları etrafında kurulan sembolik evren, spekülatif ve spiritüel ögelerle desteklenmiş; fikir düzeyinde yaratıcı ve dikkat çekici bir çıkış noktası sunuyor. bu kitap daha çok sembolik anlatıları seven, hızlı akan ve ağır dramatik derinlik beklentisi olmayan okurlara hitap ediyor. aşağıda yapacağım teknik eleştiriler bir yana, fikrin özgünlüğü ve yazarın potansiyeli göz ardı edilmemeli, kitabı yazdığı yaşını gözönünde bulundurduğumda kesinlikle gelecekteki anlatıları için heyecan duyuyorum. doğru editoryal yönlendirmeyle çok daha güçlü işler çıkabileceğine inanıyorum. bu noktadan itibaren değerlendirmem tamamen teknik eleştirilerden oluşmaktadır. birinci şahıs yazmak genel kanının aksine bence daha zor çünkü metnin dili, ritmi ve algısı doğrudan anlatıcının kişilik özellikleriyle şekillenir ve en sık karşılaşılan risklerden biri “raporlama”. metin içinde karakterin duyguları ve farkındalıkları sık sık “fark ettim”, “anladım”, “idrak ettim” gibi doğrudan bildirimlerle aktarılıyor. tek örnekle bu sorunlu görünmeyebilir ancak metnin genelinde karakterlerin duygularını eylem, davranış ve sahne üzerinden deneyimlemek yerine sürekli anlatıcı tarafından özetlenmiş ve açıklanmış biçimde okumak, benim duygusal katılımımı çok baltaladı, didakleştirmeye ve dramatik deneyim yerine zihinsel raporlamaya kaydı. karakterin iç sesiyle sürekli analiz yapması da yaşanan olaylara doğrudan tanıklık etme hissini azaltıyor ve özellikle travmatik sahnelerde duygusal bağ kurulmasını zorlaştırıyor. bütün bunların yanında çok fazla bağlaç ve çok fazla zarf fiil kullanımı var. tek bir cümle içerisinde "böyle olmuştuk ki şunu şunu yaptım ve apaçık bir şekilde kesinlikle bunu fark ettim" gibi uzun uzun gerek bağlaç gerek sıfat ve kelime tekrarları çok fazla ve bu akışı baltalıyor. devrik cümleler ansızın beklenmedik anlarda giriyor ve bunları yoğunluğu da aynı şekilde okurken tökezlemeye sebep oluyor. kitap içerisindeki devrik cümlelerin bazılarının sanatsallığı ve bazı metaforik paragraflar esasında çok güzel fakat ben bunların yerinin yanlış kullanıldığını ve çok sık yer verilerek boğuculuk yarattığına inanıyorum. tamamen editör düzeltisi ile halledilebilecek bir durum. çünkü bölüm başlangıçları sürekli metafor ve betimlemelerle açılıyor. asla bir önceki sahneden direkt olay olarak devam etmiyor. bu kadar fazla metafora boğulmuş duygu ve olay analizleri de olayı yaşamamızı engelleyerek yoğun ve yorucu hale geliyor. yaşanan olayları deneyimlemek yerine onları yorumlanmış biçimde okuyoruz. bazı diyalogların gerçeklikten uzaklaştığını ve doğal durmadığını düşünüyorum, karakter yaşlarıyla paralellikte yer yer sıkıntı yaşadığını da keza; kaldı ki çok pedagojik bir aktarımla da karşılaştım. yer yer bir “ders verme” dinamiği var. ana karakterin ortaya koyduğu yargı, diğer karakterler tarafından hızlı ve sorgusuz biçimde kabul ediliyor ya da tam tersi; fikir çatışmaları kısa sürede uzlaşmaya gidiyor. hatalı taraf pişmanlık, mahcubiyet ve özürle kendine geliyor. başrol dışındaki diğer karakterler belli bir amaca hizmet etmek için sahneye girip çıkan tiplemeler. onların herhangi bir derinliği yok, onların herhangi bir yeri yok, onların herhangi bir kişiliği de yok (sevgili hariç). fakat biz onların isimlerini biliyoruz ve zaman zaman onlardan bahsediyoruz ama herhangi bir katkıları yok. özellikle toplandıkları yerdeki ekibin hiçbir vasfı ve hiçbir özelliği yoktu ama nedense hepsinin ismini öğrendik sonra bir daha geçmedi zaten. kitabın her ne kadar asıl olayının spiritüellik ve bireyin içine yaptığı yolculuk olduğunu fark edip anlamış olsam da bu ne yazık ki kitabın sonlarına tekabül etti çünkü o zamana kadar vadi ile alakalı büyük fantastik olaylar yaşanacakmış gibi bir gizem takip ediyorduk. ortada birkaç karakterin olduğu bir fantastik olay akışı var, haliyle işin bu kısmının altının daha fazla doldurmasını tercih ederdim fakat vadide okuyabileceğimiz onca sahnenin yanında biz nedense duygusal olarak herhangi bir destek sağlamadan yazılmış seyahat ya da tiyatro sahneleri okuduk kısa kısa. ki bu da başka bir problem çünkü geziye gittiklerini okuyoruz ve sabah uyandığını, harika bir manzara gördüğünü, bütün gün gezdiğini sonra da otele geri döndüğünü görüp başka bir şey almıyoruz bu sahnelerden. yaşanan belli bir olayın olması için bunların olduğunun farkındayım ama demeye çalıştığım şey üstten geçilip duygusal betimlemenin çok eksik olduğu. anlatılmak yerine gösterilen sahneler olsaydı diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. işin fantastik kısmının, her ne kadar mantıksal bir zemin oturttuması zorunlu olmasa da, diğer karakterler nasıl toplandı, neden herkes bunu kabul etmiş durumda ve kartları nasıl topluyoruz gibi birçok açıdan eksik kaldığını düşünüyorum. karakter bunu ilk keşfettiğinde de üstünden çok hızlı geçildi ve hemen adapte olundu ve tam olarak amaçlarının ne olduğunun yeterince açıklandığını ya da sorgulandığını düşünmüyorum. tamam azize'yi arıyoruz da-- ee? burada yapılmak istenen içsel yolculuk kısmı tam yedirilememiş gibi kurgu olay akışına. aden'in karakteristik olarak kendisi ile çeliştiğini de düşünüyorum. meraklı olması ile başlayan birkaç sayfa daha sonrasında hızlıca bu merakını boş verip arkasında bırakabilmesine dönüyor. bazı olay akışlarının çok tesadüfi olduğunu hissediyorum, her ne kadar açıklama yapılsa da üzerinde durulmaması okuyucuyu ikna etme çabası gibi hissettiriyor. karakterin tiyatro ile ilgilenmesi ve oyunculuk hedefleri zaman zaman hatırlatılıyor ama bu özelliğin, anlatının ana dramatik yapısında hiçbir faydası yok. çok beklediği teklifler alması fakat bunları çok hızlı bir şekilde geride bırakabilmesi de yine bir iki cümlede olan şeyler. karakter motivasyonu açısından yeterli bir gerekçelendirmeye sahip değil... kısacası kitapta yaşanan olayların büyük çoğunluğu bana çok oldu bittiye getirilmiş gibi geldi. karakterin içsel tutarlılığı eksik, didaktik anlatım var ve metaforik raporlama ile her şey anlatıda kalmış. kurgu böyle olması gerektiği için tasarlanmış olaylar ve sebepler. kitabın yalnızca baş karaktere odaklı olması ile bir sorunum yok fakat metnin tonunun bu konuda kafa karıştırıcı olduğunu düşünüyorum. yalnızca aden'e odaklı bir kitap olarak, onun içsel yolculuğuna odaklanmış bir metin bile olsa duygusal açıdan eksik olması beni koparan en büyük etkendi. sonda, açığa çıkan gizemin yine bu hissettirilememe probleminin kurbanı olduğunu da düşünüyorum çünkü gerçekten olması gereken bir son ve varılması gereken bir yolculuk noktasıydı. hatırlatma: bu kitap daha çok sembolik anlatıları seven, hızlı akan ve ağır dramatik derinlik beklentisi olmayan okurlara hitap ediyor. benim okur olarak aradığım şey karakter psikolojisinin daha derin işlendiği, sahnesel olarak yaşatılan ve çatışması daha güçlü bir anlatı olduğu için metinle tam anlamıyla bağ kuramadım. buna rağmen fikrin özgünlüğü ve yazarın potansiyeli göz ardı edilmemeli, kitabı yazdığı yaşını gözönünde bulundurduğumda kesinlikle gelecekteki anlatıları için heyecan duyuyorum. doğru editoryal yönlendirmeyle çok daha güçlü işler çıkabileceğine inanıyorum.
Leyâl: Azize'nin SırrıMelina Ünlüsü · Orionebula Yayınevi · 202429 okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.