Kurtlar Sofrası’nı okurken kendimi rahat bir okur gibi değil, sanki zor bir dönemin tanığı gibi hissettim.
Roman boyunca kimse bir anda kötü ya da acımasız olmuyor; şartlar insanları buna itiyor. Herkes biraz kendini kurtarmaya çalışıyor ve bunu yaparken başkalarını ezmek neredeyse kaçınılmaz hâle geliyor.
Kitabın dili anlatılan dünyanın bunaltıcı havasıyla uyumlu. Ayrıca küçük ayrıntılar – bir para konuşması, bir utanç anı, sessiz bir kabulleniş – bende daha büyük olaylardan çok daha fazla iz bıraktı.
Kurtlar Sofrası bittiğinde içimde uzun süre taşınacak bir düşünce ağırlığı kaldı. Bu kitap bana insanların en zor zamanlarda kim olduklarını değil, kim olmamak için ne kadar çabaladıklarını gösterdi. Herkesin biraz “kurt” olduğu bir dünyada, insan kalmanın ne kadar zor ve ne kadar değerli olduğunu hatırlattı.