Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 28 Ocak 2026 23:28 Bu romanı okurken fark ettiğim ilk şey şu oldu:
Proust benden bir şey anlatmamı istemiyor, durmamı istiyor. Hızlanmamı değil, yavaşlamamı. Anlamamı değil, hissetmemi. Sayfalar ilerlemiyor, sayfalar açılıyor. Bir çocukluk odası gibi. Kapısı gıcırdayarak aralanan bir iç mekân gibi. Madlen sahnesine gelmeden önce bile, romanda kendi geçmişimin sürekli beni yokladığını hissettim. Ama bu, nostaljik bir çağrı değil. Proust’un yaptığı şey hatırlatmak değil, hatırlamayı mümkün kılan ânı beklemek. Ben geçmişimi düşündüğümde hep kontrol altındayım. Oysa Proust’ta geçmiş, insanın üzerine izin almadan gelen bir misafir. Madlen, bir kek/bisküvi değil, bir anahtar. Ama kapıyı ben açmıyorum. Kapı kendiliğinden açılıyor. Ve bu bana rahatsız edici geldi. Çünkü o anda anladım: Kendimle ilgili sandığım pek çok şey, aslında hatırlayabildiklerimden ibaret.
Bu romanda zaman geçmiyor. Zaman yoğunlaşıyor. Bir ânın içine başka ânlar sızıyor. Çocukluk, yetişkinliğin içine gizlenmiş hâlde duruyor. Şimdi, geçmişi bastırmıyor; geçmiş, şimdiye sızıyor. Okurken sık sık şunu düşündüm: Belki de biz zamanı ‘yaşıyoruz’ sanırken, aslında zaman bizi biriktiriyor. Bu yüzden roman yorucu. Çünkü insan kendi içinde bu kadar uzun süre kalmaya alışkın değil.
Swann’ı okurken ona kızamadım. Onu acınası da bulmadım. Onu çok tanıdık buldum. Odette’i sevmiyor Swann. Odette’te kurduğu hikâyeyi seviyor. Ve hikâye çözüldükçe, aşk büyümüyor; acı derinleşiyor. Burada Proust’un çok sert bir şey söylediğini hissediyorum: Aşk çoğu zaman karşıya yönelmez. Aşk, insanın kendi eksikliğini düzenleme biçimidir. Swann’ın trajedisi terk edilmek değil. Swann’ın trajedisi, sevmenin onu daha ‘iyi’ bir insan yapacağına inanması. Ve ben okur olarak şunu soruyorum kendime: Ben kimi sevdim? Gerçekten kimi? Sevdim mi?
Proust’ta sanat huzur vermez. Sanat, acıyı güzelleştirmez. Sanat, acıyı taşınabilir hâle getirir. Müzik, resim, edebiyat… Hepsi birer sığınak değil;
birer ayna. Bu yüzden roman bittiğinde rahatlamadım. Ama garip bir şekilde daha dürüst hissettim. Swann’ların Tarafı bittiğinde Swann’ı düşünmüyordum. Odette’i hiç düşünmüyordum. Kendi çocukluğumu düşündüm. Unuttuğumu sandığım ânları. Ve bazı şeyleri belki de hiç gerçekten yaşayıp yaşamadığımı. Bu kitap bana şunu yaptı: Kendimle arama mesafe koymayı bıraktırdı.Ve belki de Proust’un asıl tehlikesi burada. Bu romanı okuduktan sonra insan, artık kendine eskisi kadar kolay yalan söyleyemiyor.