·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2026 00:14 Kitabı daha çok gotik bir tarzda sanarak başlamıştım;
ama karşıma çıkan şey acının en saf hâli oldu.
Yazar ölümü ve acıyı öyle bir yerden ele alıyor ki, insanı tam on ikiden vuruyor.
“Küçükken kütüphaneden yalnızca birinci şahıs ağzından yazılmış kitapları seçerdim; çünkü onlarda başkahramanın ölmediğini bilirdim,” diyor. Ölümü sevmiyor.
Ama hayat bize ne zaman istediklerimizi vermiş ki…
Acısına saygı duydum ve onunla birlikte yas tuttum.
Kendisine başsağlığı diliyorum.
Kitapta en sevdiğim his aile olma hissiydi.
Evet, babası öldü. Herkesin babası ölür.
Ama geride güzel hisler bırakmış.
Bana çocukluk travmalarımı hatırlattı;
“Ebeveynlerim öldüğünde ben de böyle hissedecek miyim?” diye sorgulattı.
Ama neyse ki onlarla güzel anılarım yok…
“Okunmalı” diyeceğim; çünkü bu kitap bir yas tutma yöntemi.
Nasıl yas tutacağını bilmeyenler için birebir.
Ama acıttığı yerde kalıyor sızı, dağılmıyor.
Dağılsa belki çabuk geçecek;
ama taş gibi duruyor olduğu yerde.
Babası vefat eden bir arkadaşım şöyle demişti:
“Babamın ölümüyle hâlâ başa çıkamıyorum.
Belki bu kitap bana yol gösterir.”
Yorumumu bu cümleyle bitiriyorum.__