Arkadaşlar… bir saniye. Ben ne okudum öyle?
Bir günde bir kitabı bitirmiş olabilirim mi gerçekten?
O kadar sürükleyiciydi ki, anlatmak için sabırsızlanıyorum.
Annesinin cenaze töreninin yapıldığı gün, Mackenzie’ye gizemli bir zarf ulaşır. Zarfın üzerinde tek bir cümle vardır:
“1 numaralı hayranından. Öpücükler.”
Annesi ünlü bir yazar olduğu için, Mackenzie bunun sıradan ama rahatsız edici bir hayran mektubu olduğunu düşünür. Ancak işler hiç de öyle ilerlemez. Babasının tuhaf davranışlarıyla birlikte kafasında parçaları birleştirmeye çalışır ama ortaya çıkan tablo giderek daha karanlık bir hâl alır.
Derken mektuplar ardı ardına gelmeye başlar. Yazı annesinin el yazısıdır, içerikler ise annesinin günlüğünden alıntılar gibidir. Annesi gençlik yıllarını, babasıyla nasıl tanıştığını ve geçmişine dair sırları anlatmaya başlar… İşte tam bu noktada gerilim yükseliyor. Okurken “Acaba kız deliriyor mu?” diye bile düşündüm. Gerçekten insanın aklına bin bir ihtimal geliyor.
Özellikle iki sahne var ki… Aman yarabbim.
Bu kitabı Ceren’le birlikte okuduk ve aynı sahnelerin fotoğrafını birbirimize neredeyse aynı anda gönderip “yuh artık” dedik. Ters köşeleri çok iyi, üstelik her olay için mantıklı ve altı doldurulmuş sebepler sunuyor. Bu da hikâyeyi çok daha inandırıcı kılıyor.
Yazarın hikâye anlatımını gerçekten çok sevdim. “Bitse de gitsek” dediğim bir kitap değil; aksine “Şimdi ne olacak?” diyerek sayfaları çevirdiğim türden. Ocak ayının son kitabı oldu ama kesinlikle favorim.