İyi Hissetmek
David D. Burns’ün İyi Hissetmek adlı kitabı, insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkinin ne kadar sorunlu, ne kadar otomatik ve çoğu zaman ne kadar adaletsiz olduğunu gösteren bir aynadır. Kitap, okura “mutlu ol” demez; “düşüncelerini adil yargıla” der. Bu ayrım, metnin tamamını taşıyan ana damardır.
Burns’ün temel iddiası basit ama sarsıcıdır: İnsan çoğu zaman kendisine gerçeğin söylemeyeceği kadar sert davranır. Aynı hatayı yapan iki kişiden biri başkasına anlayış gösterirken, kendisini yerden yere vurur. Kitap, bu içsel çifte standardı görünür kılar. Örneğin sınavdan düşük not alan bir öğrencinin “Ben aptalım” sonucuna varması, Burns’e göre bir duygu değil; kanıtsız bir hükümdür. Kitap bu noktada durmaz, okuru zorlar: “Aptal olduğuna dair kanıtın ne?” Bu soru basittir ama çoğu zaman cevapsızdır.
Kitap boyunca verilen örnekler, büyük travmalardan çok gündelik zihinsel kazalara odaklanır. Bir toplantıda sözünün kesilmesi, bir mesajın geç yanıtlanması, bir eleştiri cümlesi… Burns, bu küçük anların zihinde nasıl felaket senaryolarına dönüştüğünü adım adım gösterir. Bir arkadaşının davete çağırmaması, zihinde “Beni sevmiyorlar” düşüncesine; oradan “Ben sevilmeye değer değilim” genellemesine; en sonunda da yoğun bir değersizlik duygusuna evrilir. Kitap bu zinciri kırmaya çalışır. Her halka tek tek sorgulanır.
Burns’ün en güçlü yönlerinden biri, duyguların otoritesini elinden almasıdır. “Kendimi yetersiz hissediyorum” cümlesinin altını oyar ve şu ayrımı yapar: Hissetmek başka, doğru olmak başkadır. Örneğin bir öğretmenin sınıfta başarısız hissetmesi, onun gerçekten başarısız olduğu anlamına gelmez; sadece zihnin o anda başarısızlık merceğini takmış olduğunu gösterir. Bu bakış, okura duygularını inkâr etmeyi değil, onları sorgulamayı öğretir.
Kitapta sıkça kullanılan düşünce kayıtları, ilk bakışta mekanik görünebilir. Ancak bu mekaniklik bilinçlidir. Çünkü Burns’e göre zihin, spontane hâliyle sağlıklı çalışmaz; alışkanlıkla çalışır. Bir öğrenci “Bu sunumu berbat yapacağım” diye düşündüğünde, kitap bu düşünceyi romantize etmez. Onu masaya yatırır: Daha önce gerçekten her sunum berbat mıydı? Berbat ne demek? Orta düzey bir performans neden zihinde yok sayılıyor? Bu sorular, düşüncenin abartılı doğasını açığa çıkarır.
Burns’ün yaklaşımı, acıyı tamamen yok etmeyi vaat etmez. Ancak acının gereksiz yere büyütülmesine itiraz eder. Örneğin eleştirilen bir çalışmanın “tamamen değersiz” olarak algılanması, kitabın sıkça hedef aldığı bir zihinsel hatadır. Burns, eleştiriyi kişiliğe değil, davranışa ait kılmayı önerir. “Bu çalışmada eksikler var” ile “Ben yetersizim” arasındaki fark, kitabın belki de en öğretici ayrımıdır.
Metnin sınırlılığı da tam burada ortaya çıkar. Burns, insanın yaşadığı her sıkıntının düşünce düzeyinde çözülebileceği izlenimini zaman zaman fazla güçlendirir. Oysa bazı acılar, sadece yanlış düşünmeden değil; kayıptan, yoksunluktan, adaletsizlikten doğar. Kitap bu durumlarda yardımcı bir araçtır ama tek başına bir çözüm değildir. Yine de Burns bunu örtbas etmez; yalnızca kendi alanını net çizer.
Sonuçta İyi Hissetmek, okuru daha pozitif biri yapmaya çalışmaz. Onu daha adil bir zihne davet eder. Kendine karşı savcı gibi davranan zihni, daha dengeli bir hakime dönüştürmek ister. Bu da kitabı geçici motivasyon metinlerinden ayırır.
Bu kitap, hayatı kolaylaştırmaz; ama zihni sadeleştirir.
Duyguları susturmaz; ama düşünceleri hizaya sokar.
Ve belki de en kıymetli tarafı şudur: Okura şunu fısıldar —
“Sorun sen değilsin; sorun, senin kendinle konuşma biçimin.”
İyi HissetmekDavid Burns · Psikonet Yayınları · 202415,5bin okunma