H. G. Wells, Dünyalar Savaşı ile bilimkurguyu bir kaçış edebiyatı olmaktan çıkarıp insanın kibriyle yüzleştiği bir aynaya dönüştürmüş. Uzaylı istilasını anlatırken aslında sömürgecilik, güç ve “üstünlük” fikrini sorgulayan bir eserle baş başa bıraktı beni. Bu yüzden kitap, Marslıların işgalinden çok, insan ve onun kurban olarak konumlandığı sarsıcı bir hikaye olarak öne çıkıyor.
Kitabın en çarpıcı yanı, anlatımın neredeyse belgesel tadında olması. Olaylar o kadar sıradan bir dilde aktarılıyor ki, bir noktadan sonra kurgu olduğunu unutup gerçekten yaşanmış bir felaketi okuyormuş gibi hissettim. Marslılar ise klasik canavarlar değil; daha çok doğanın acımasız bir gücü gibi. Ne nefretleri var ne merhametleri. İşlerini yapıp geçiyorlar.
Ama asıl tokat şu: İnsan, kendini evrenin merkezi sanarken bir anda deney faresi konumuna düşüyor. Wells, teknolojinin, orduların ve medeniyet dediğimiz şeyin ne kadar hızlı çöktüğünü gösterirken hiç romantik davranmıyor. Kahramanlık yok denecek kadar az, hayatta kalma içgüdüsü ise fazlasıyla gerçek.
Kitap bittiğinde akılda kalan Marslılar değil; insanın kırılganlığı, doğanın son sözü her zaman söylemesi ve üstün tür olma iddiasının ne kadar geçici olduğu. Bilimkurgu sevmeyen birisi bile bu kitabı okumalı, çünkü mesele uzay değil mesele insan.
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20216bin okunma