·126 syf.····Okunma: 31 Ocak 2026 15:27 İlk okuma denememi 2019 yılında yapmışım lakin benim için o kadar akmamış ki yarıda bırakmışım -ki başladığım bir kitabı yarıda bırakmak çok nadir yaptığım bir şeydir. Geçenlerde Mary Shelley'in Frankenstein'ında da bu kitaptan bahsedildiğini gördüğümde bu sefer bu kitabı bitirmek için kendime söz verdim; çünkü Frankenstein'ın yaratığı da bu kitabı okumuştu ve bu kitap ona insanın duyguları ile -bir nebze- hayatı öğretmede yardımcı olmuştu. Ben de "o gözle" okumayı deneyimlemek istedim.
İkinci okuma denememde ise ilk otuz sayfada çok zorlanmama rağmen kalan sayfalar gayet akıcıydı. Werther'i pek sevemesem de onu anlamaya çalıştım, gerçekten.
Öncelikle, Werther'inki aşktan ziyade tutkuydu, elde etme arzusuydu bence. Çünkü faytondaki teyze, Werther'e en başından Lotte'ye aşık olmaması gerektiğini, onun başka biriyle sözlü olduğunu söylediği an Werther için bu bir nevi "challenge"a dönüştü sanki. Zaten kitabın başında da görüyoruz ki Werther motivasyonunu kaybetmiş bir halde hayat ereğini aramakta idi. Kendini resim yapmaya adamaya çalışsa dahi bir şeyler Werther için eksikti hala; nitekim bu eksikliği Lotte'ye "aşık olarak" tamamladı. Lotte penceresinden bakmaya çalıştığımda maalesef önyargılarımın çizdiği o sınırları aşamadım zannedersem; zira kendisi sözlü bir hanımefendiye kıyasen yeni tanıştığı bir erkeğe fazla yüz verdi. Umutlandırdı demek doğru olmayacaktır ama ne bekliyordu ki, yeni tanıştığı ve ona ilgisini bariz belli eden bir erkekle arkadaş olabileceğini mi düşünüyordu? Lotte ne istediğini bilmeyen bir karakterdi benim gözümde.
Gel zaman git zaman, Werther, Lotte ile görüşe görüşe daha da bağlandı o tutkusuna. Bir gün çark etti Werther'e ve Lotte'den uzak durması gerektiğine karar verdi. Oralardan gitti, unutmayı denedi, tam unuttu zannettik ki geri döndü Lotte'nin olduğu yere ve Lotte ile Albert'ın evlendiğini öğrendi. O noktada olması gereken orayı temelli terk etmekti şahsımca ama Werther o kadar dirayetli bir karakter değildi; Lotte'den uzakta olmaktansa "dostu" olarak Lotte'nin dizinin dibinde kalmayı tercih etti.
Albert ile Werther siyah ile beyaz gibi; Albert mantığı temsil ederken Werther duyguları, histeriyi temsil ediyor. Aralarında geçen bir konuşmada da bunu çok net anlayabiliyoruz: Albert intiharı "zayıflık" olarak yorumlarken Werther hayat ereğini bulamamış veya kaybetmişlerin intihar etmesinin zayıflığın aksine saygın bir davranış olabileceğini savunuyor. Bu konu üzerinde pek çok sav sunmasına rağmen Albert onu anlamıyor çünkü aynı yolun yolcusu değiller. İkisi de hayatın farklı yollarında yürüyor. Lotte hangi yola daha yakın anlamak pek mümkün değil çünkü kitabı Werther'in Wilhelm'e yazdığı mektuplar gözünden okuyoruz, yani Werther'in gözünden görüyoruz. Werther ise fazlasıyla hassas, duyguları hissetmekten ziyade her bir hücresinde yaşıyor sanki. Bunu kitaptaki her bir satırdan anlayabiliyoruz.
Nitekim, kitabın sonunda Werther bir "dönüm noktası" yaşıyor.
O aşamada artık pek sağlıklı düşünemediğini düşünüyorum. Hatta Werther gitgide bencilleşiyor. Lotte'ye dokunmadan da, kocası olmadan da Lotte'nin sahibi görüyor kendini. Bencilleştiği noktada ona en sinirlendiğim olay ise Lotte'ye yazdığı yazılardan birinde "Noel akşamı bu kağıdı elinde tutuyor olacaksın, titreyerek güzel gözyaşlarınla mektubu ıslatacaksın. İstiyorum, buna mecburum!"(syf.107) ibaresi. Bencilliğini biz okuyucuya en hissettirdiği cümlelerden biri bence bu. Lotte'yi güzel geçirebileceği bir akşamda kendi ölümü ile cezalandırma suretiyle mutsuz etmek istiyor. Buna aşk demek sizce mümkün mü? Aşk, acıtmaya kıyamamak değil midir neticede? Yoksa acıtmanın kendisi midir?
Albert'ın Werther'in intihar edeceğini tahmin ede ede silahını Werther'in uşağına vermesi, Lotte'nin ise Werther'i sevdiğini anlamasına rağmen sesini çıkarmaması bu karakterlerin ayrı yollarda yürüdüğünün başka bir yansıması diyebiliriz. Lotte de Albert de kendilerince bencil karakterler. Evliliklerine zeval gelmesin diye susarak bir kişinin hayattan vazgeçmesine yardım ettiler.
Sonuç itibariyle, Goethe'nin Werther aracılığıyla dile getirmiş olduğu düşünceler çok kıymetli. Werther ölümüyle kendisini kurtardı demek mümkün müdür hala bilmiyorum.
Bu arada, Mary Shelley'in Frankenstein romanına yazılmış önsözde şuna benzer bir ibare geçmekteydi, net hatırlamıyor olsam da ifade etmeyi deneyeceğim, "Öykülerimi herkes okuyabilir lakin hayalgücüm sadece bana ait". Buna benzer bir ibare bu kitapta da geçiyor, "Ah, benim yaşadıklarımı herkes bilebilir-bana özgü olansa sadece yüreğim." (syf.74) İkisinde de yer alan bu benzer ibareyi yakalamak çok hoşuma gitti.