Tatlı uykumu feda ettiğim ve sonunda “İyi ki yapmışım” dediğim bir kitaptı.
Lanet olsun, şimdi gel de bu yaşadığım tutkuyu başka kitaplarda arayıp dur.
Her hikâyede değiştirmek istediğin bir iki şey olur ama bu hikâyede tek bir şeye bile dokunmak istemezdim. Her şey kusursuzdu. Aktı gitti, kalbimde kocaman bir yer edindi.
Erkek kahraman resmen başımı döndürdü.
Evlilik, çocuk, istikrar ve aile isteyen; tek eşliliğe inanan bu kadar cazibeli, bu kadar tatlı bir erkek olur mu Tanrı aşkına?!
Oluyormuş.
“Oha, böyle biri gerçekten kadınlara bir armağan” dedirten türdendi.
Serinin önceki kitabından almıştım bu kokuyu.
Bu konularda fena sayılmam.
Harrison
Zekâsı daha o zaman gözüme çarpmıştı.
Bu kitapta ise tam teşekküllü gelip bana çarptı
Aklımı başımdan alabilecek erkek karakterleri bir diyalogla tanırım.
Tüm kitap boyunca ergenler gibi hissettim.
Adamdan hoşlandım.
Yazardan hoşlandım.
Hikâyeden hoşlandım.
Yazar beni hayal kırıklığına uğratacak diye beklerken, hiç de öyle olmadı. Aksine, hikâye gümbür gümbür devam etti ve muazzam bir tatmin duygusuyla kitabı bitirdim.
Kesinlikle sevdiğim ilk beş kitap arasına girdi.
Son olarak: Harrison, sana âşığım.
Gerçek değilsin, tamam… ama aşk bu, laftan anlamaz.
Yazar bunu nasıl yapıyor? Uzatmadan, kısa yoldan, bu kadar akış halinde diyaloglarla hem gerçeklik hissi verip hem de duyguları bu kadar güçlü aktarmak büyük marifet.
Sağ ol Elizabeth, gerçekten sağ ol.
İkinci kitap “erkek arkadaşımı” bana verdiğin için çok memnunum.
(Birincisi Trastan Miles’tı. T.L. Swan’ın Anlaşma kitabını okumadıysanız, gidin ve hayali erkek arkadaşıma âşık olun. )