Tanpınar, "Yaz Yağmuru"’nda okuru acele ettirmeyen, zamana yaslanan hikâyeler anlatır. Bu metinlerde zaman yalnızca akan bir çizgi değil; duygularla, hatıralarla ve insanın iç sesiyle iç içe geçen bir hâl gibidir. Her satırda dingin ama derin bir hüzün dolaşır; sessizlik bile anlamla yüklenmiştir. Tanpınar’ın karakterleri konuşmaktan çok düşünür; geçmişle, kaçırılmış ihtimallerle ve kendi içlerindeki suskunlukla baş başa kalırlar. Kitaptaki yedi hikâye, bu iç hesaplaşmayı incelikle yansıtır.
Yaz Yağmuru, hızlıca okunup geçilecek bir hikâye kitabı değildir; durmayı, beklemeyi ve satır aralarında kendinle karşılaşmayı talep eden bir yolculuktur. Betimlemeler öylesine yoğundur ki, okur önce mekâna yerleşir, oraya alışır; zamanla metnin ritmine uyum sağlar. Diyalog neredeyse yoktur; bunun yerine düşünceler, çağrışımlar ve suskunluk konuşur. Hikâyeler arasında bile düşünmeye devam edersin uzun, derin ve kaçınılmaz bir düşünme hâli bu.
Tanpınar’ın dili zarif, ölçülü ve şiir gibi akıcıdır. Okudukça yağmurun serinliğini değil, o yağmurun insanın iç dünyasında bıraktığı titreşimi hissedersin. Yaz Yağmuru, kelimelerle kurulan bir atmosferden çok, ruh hâli sunar. Zorlayıcı ama karşılığını fazlasıyla veren bu metinler, Tanpınar’ın edebiyatındaki inceliği ve derinliği bir kez daha kanıtlar. Kısacası, Tanpınar bu kitapta da muhteştir.