Gönderi

Size Yeni Şeyler Katacağını Düşündüğüm Bir Yazı: Kendi Notlarım.
Burjuva devrimleri ne kutsanacak ne de yadsınacak bir süreçtir. Burjuva devrimleri tarihsel olarak feodal kalıntıları yokeden, üretim sürecini geliştiren bir aşama olarak görülür. Bu tarihsel bir süreçtir ancak kaçınılmaz bir son değildir. Yerine geçen şey ise burjuvazinin "sınıf" diktatörlüğüdür. ulus, özgürlük ve eşitlik bu düzen altında bir özgürlük değil, sömürünün rafine biçimidir. Bu özgürlük siyasi zemini kapsasa da emeğin köleliği devamlıdır. burjuvazi kendi çıkarını halkın çıkarı gibi göstererek ulus altında sınıfsal yapıları gizler. Kulun yerini emeğini satmaktan başka aracı bulunmayan emekçi ve feodalin yerini ise üretim araçlarını gaspeden sermayedar alır. Milliyetçilik evrensel gibi gösterilerek temeller atılır. Burjuva iktidarında din, geri çekilmez: biat, kanaat, sabır kavramlarıyla düzene sigorta olur. Burjuvazi iktidarı aldıktan sonra düzen koruyucudur. Türkiye'ye gelecek olursak kendisini tamamlanmış bir egemen sınıf yoktur. Burjuva devrimi yalnızca saltanatın yıkılması, cumhuriyetin ilanı demek değildir esas olarak feodalizmin tasfiyesi ve burjuvazinin bağımsız bir sınıf olarak iktidarı ele geçirmesidir. Cumhuriyet: Feodal yapıyla köklü bir mücadeleye girmemiş, onunla birlikte yeşillenmiş ve ağalık, eşref ve toprak mülkiyetine dokunulmamıştır. Bununla birlikte burjuvazi cılız, devlet kontrolünde, bürokrasiyle birlikte ve emperyalizme bağımlı olarak var olagelmiştir. Bu sebeple Türkiye burjuvazisi tarihsel rolünü oynayabilmekten çok uzaktır. Türkiye burjuva devrimi halktan kopuk şekillenip askeri kadro tarafından hayata geçmiş, bu da devrimi sürekli devrimin ilericiliğini yadsımış bu nedenle halkı özgürleştiren değil, yalnızca devleti dizayn eden bir devrimdir. Burjuvazi: Halktan kopuk ve emperyalizme göbekten bağımlı olduğu için halkın önünü açmaktan uzaktır. Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş avrupada ki gibi süreçlerden geçmemiştir: Avrupa'da devrim feodal kalıntılar ile ölümüne bir hesaplaşma içerisinde girmiştir. Türkiye burjuvazisi ise korkaktır. tarihsel gelişimini içeriden değil kapitalizme göbekten bağımlılıkla gerçekleştirmiştir. Pazarını, ulusal sermayesini yaratma gibi bir derdi yoktur. Kurulduğu süreçten bu yana bürokrasiden ve ordudan beslenir. Cumhuriyet, laiklik, ulusal devlet gibi atılımları ilerici olsa da üretim ilişkilerine dokunmadığı sürece üstyapı düzenlemeleri olarak kalmıştır. ancak: En önemli şey Türkiye egemen sınıfı ilericiliği üstlenmenin bedelini ödemekten çekinmiştir. Çekinmeseydi: Orduyu vesayet aracı olarak kullanamaz, din ve milliyetçiliği araçsallaştıramaz, sendikal hareketlerini baskılayamaz, sosyal devleti kabul etmek zorunda kalır, öğrenci hareketlerini ise "terörize" etmezdi ve Türkiye burjuvazisi üretim yapmaktan değil, halktan korktu. Geç ortaya çıkmış bir sınıf olarak varlığını kendi gücünden değil, devlete yaslanmakta, halkın üzerinden korku duvarları örmekte buldu. Üretmeyen, ilerici olmayan, devletin arkasına saklanıp onunla büyüyen, halkı sömürüp, gericiliği yayan, pazar oluşturamayan, montaj sanayi ve inşaat sektörü dışına çıkamayan asalak oldu. Toplumdan üretemediği hegemonyayı ise milliyetçi dinci gericilikte buldu. Bununla birlikte karını sürekli maksimize etti. Türkiye egemen güçlerinin doğrusu buydu. Onun için "halk" adına doğru yapmasını beklemek teorik olarak imkansızdır. Çünkü: doğru olan şey "laiklik, bağımsızlık, demokrasi) onun çıkarına aykırılıklarla gelişti Burjuvazi her sıkıştığı an askeri, polisi, dini ve milliyetçiliği(maneviyatı yüksek bir milliyetçilik) çağırarak toplumun feodal kalıntılarını gıdıkladı. Avrupa'da burjuvazi ise devletle çatışarak, krallar infaz ederek, yüzyıllardır aristokrasi, kilise ve monarşiyle kavga etti. bu yalnızca fikir düzeyinde değil: toprak, vergi ticaret yolları , emek üzerinden doğrudan savaştı. İngiltere 1649, Fransa 1789 devrimi, Almanya ve İtalya'da ulusal birlik süreçleri.. Ortak noktaları feodal düzeni tasfiye etmeleri oldu. Avrupa burjuvazisi doğduğu gün özgürlük isterken, Türkiye burjuvazisi istikrar istiyordu. Avrupa burjuvazisi pazar, sömürü ve sermaye kurarken, Türkiye Burjuvazisi: krediye, askeri ittifaklara, ithalata bağımlıydı. hiçbir zaman yalnız kalmadı. İşçi sınıfını siyasi bir özne yaratarak onunla birlikte yürüme ihtiyacı hissetmedi . Avrupa'da işçi sınıfını üretip hak vermek nesnel bir zorunluluk iken Türkiye'de bu durum tam tersine evrilerek Varlık sebebine dönüştü
Alıntı
·
6 +1'leme
·
2.625 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Eniz ☭
Gönderi Sahibi
Burjuva devrimi nedir ? Türkiye'de burjuva devrimi neden demokratik ve laik olmaktan uzak, halk karşıtı bir hareket almıştır metnin içerisinde. Eleştiri yapabilir fikir katabilirsiniz. Esenlikler dostlarım. Bilgisi olmayanlar soru sormaktan çekinmesin, paylaşalım ve zihnimizi yoralım, ortaya Türkiye tahlili koymadan somut olguları yorumlamaktan geri kalırız. Kendi teorik birikimini oluşturamayan halklar ise ya yok olur ya da esir.