Bu kitabı okurken aynaya bakıyormuş gibi hissettim. Ama öyle hızlıca bakıp geçilen bir ayna değil; uzun uzun durup kaçtığımız yerlere de temas eden bir ayna. Beden İmgesi, bedeni sadece görünen bir şey olarak değil, yaşanmışlıkların, duyguların ve öğrenilmiş yargıların taşıyıcısı olarak ele alıyor.
Anjelika Şimşek’in dili yumuşak ama dürüst. Okurken “bunu ben de yapıyorum” dediğim çok yer oldu. Bedenle kurduğumuz ilişkinin ne kadar erken başladığını, ne kadar sessizce şekillendiğini ve aslında ne kadar ağır yükler taşıdığını fark ettiriyor. Kitap suçlamıyor, parmak sallamıyor; sadece fark ettiriyor. Bu da onu güvenli bir alan hâline getiriyor.
En sevdiğim yanı, bedenle barışmayı bir hedef gibi sunmaması. Daha çok, bedenle temas etmeyi öneriyor. Sevmek zorunda değilsin, yeter ki düşman olma diyor sanki. Bu yaklaşım bana çok insani geldi. Çünkü bazı günler bedenini sevemezsin ama onunla birlikte yaşamayı öğrenebilirsin.
Kitap bittikten sonra şunu düşündüm: Sorun bedenimde değil, ona baktığım yerlerde. Beden İmgesi tam olarak bunu fısıldıyor. Sessizce, yargısızca ve çok gerçek bir yerden.
Bedenine biraz daha nazik bakmak isteyen herkese iyi gelecek bir kitap.