Arkadaşımın babasının bu yıl yayımlanan şiir kitabının imza günü vesilesiyle gittiğim Kültür Sanat Merkezi’nde, Hasan Ukdem’le tanıştım. Hayatı, kelimelere tutunarak inşa edilmiş bir hayat. Tekerlekli sandalye ile geçen zorlu bir çocukluk, hiç gidilememiş bir okul, ama evde sabırla, inatla öğrenilmiş okuma yazma… Ve şiire neredeyse varoluşsal bir bağlılık. Şiirin onun için bir süs değil, bir nefes aralığı olduğunu ilk anda hissediyorsunuz.
Bana imzalı olarak hediye ettiği Şiirli Şiirler —üzerine düşülen o sıcak notla, “bana bir şiir borcun olsun”— küçük hacmine rağmen samimi bir iz bırakan, yorucu olmayan, tek solukta okunabilecek bir kitap. Metinler; şiir nasıl olmalı, kime yazılmalı, neye ve nasıl yazılır gibi sorular etrafında dolaşıyor; öğretmeye kalkmadan, iddia yükseltmeden, daha çok düşünmeye davet ederek. Anlam bakımından derinlik arayan okuru yer yer tatmin etmeyebilir; dil zaman zaman fazla yumuşak ve aynı duyguda uzun süre kalabiliyor. Ama tam da bu yüzden, ağır edebiyat beklemeyen okur için bir “ince çerez” tadında: sade, içten ve niyetini gizlemeyen bir şiir kitabı. En kıymetli yanı ise belki de şu: kelimelerin, şartlar ne olursa olsun, insanı hayata bağlayabildiğini sessizce hatırlatması.