At yarışlarında olur ya…
Öndekiler fırtına gibi gider, herkes gözünü onlara diker.
Sonra arkadan biri gelir. Sessiz. Hesapsız. Kimsenin favorisi değil.
Ve bir anda hepsini sollar.
İşte Levi benim için tam olarak oydu.
“Yok ya, bu olmaz” dediğim adam, kalbimin finiş çizgisini geçti.
Bingo.
Bir dakika…
Ben az önce ne yaşadım?
Beş kardeş arasında en sevimsiz bulduğum adama mı vuruldum gerçekten?!
Tanrım…
Levi ve kadını acayip güzel yazılmış bir hikâyeydi.
kimya
Ama Levi… Levi başka bir şeydi.Tüm kasabayı gölgede bırakan bir ateşi vardı. Tutkusu ve cazibesiyle, kasabanin en seksi adam unvanını sessizce aldı
İçimde bir düğmeye bastı.
Sayfaları okurken gözlerimden kalp fışkırıyordu resmen.
Beni ne etkiledi, hâlâ tam çözemiyorum.
Sessizliği mi?
Kararlılığı mı?
Yoksa o sakinliğin altında yanan kontrolsüz ateş mi?
İtfaiyeci. Güçlü. Aşık.
Ama en önemlisi: samimi.
Yanındayken “güvendeyim” hissi veren türden bir adam.
Levi’nin kitabını okumamayı düşünürken,
iki kere okuyup diğerlerini zar zor bitirmem…
Bence her şeyi anlatıyor.
Bu kitapta bir ruh vardı.
Sanki seni şehirden çekip alıyor, o kasabanın sessizliğine bırakıyor…
Sonra bir anda kaos, tutku ve heyecanla sarıyor.
Ve son sözüm şu:
Levi, sen neden bu kadar harikaydın yiğidim?