Doğup büyüdüğümüz ailede “favori çocuk” yoktur demek isteriz.
Buradaki mantıksal bağlantı şudur: Ebeveyn, kendine itiraf edemediği iç dünyasını çocuğunda gördüğünde aslında kendisiyle kavga eder; bu yüzden ona karşı daha tahammülsüz ve mesafeli olur.
Çoğu ebeveyn için en zor çocuk, kendisine en çok benzeyen çocuktur.
Bu çocuk; ebeveynin bastırdığı korkularını, sevmediği yönlerini ve iyileştiremediği yaralarını görünür kılar.
Ebeveyn, kendisiyle yüzleşemediği her noktada çocuğa karşı daha eleştirel, daha mesafeli ve daha az toleranslı olabilir.
Bu nedenle ebeveynleri en çok zorlayan, en az tolere edilen ya da “sorunlu” olarak etiketlenen çocuk; çoğu zaman ebeveynle en yoğun aynalanmanın yaşandığı çocuktur.
Öte yandan, bize bu kadar benzemeyen, hatalarımızı hatırlatmayan veya huyumuza daha çok giden diğer çocuk, otomatik olarak gözümüzde "huzur veren, sorun çıkarmayan" çocuk olur. İşte toplumda "favori çocuk" dediğimiz şey, aslında en çok sevilen değil, anne babanın ruhunu en az yoran ve onlara kendi eksiklerini hatırlatmayan çocuktur. Yani favori çocuk aslında vardır.
Bu olan iki durum bir suçlama değil; farkındalık çağrısıdır.
Çünkü fark edilen, dönüştürülebilir.
Kaynakça:
Freud (1911) – Yansıtma savunma mekanizması
Winnicott (1971) – Aynalama kavramı
Kernberg (1975) – Yansıtmalı süreçler
Fonagy ve ark. (2002) – Duygulanım düzenleme ve mentalizasyon