Gönderi

Doğup büyüdüğümüz ailede “favori çocuk” yoktur demek isteriz. Buradaki mantıksal bağlantı şudur: Ebeveyn, kendine itiraf edemediği iç dünyasını çocuğunda gördüğünde aslında kendisiyle kavga eder; bu yüzden ona karşı daha tahammülsüz ve mesafeli olur. Çoğu ebeveyn için en zor çocuk, kendisine en çok benzeyen çocuktur. Bu çocuk; ebeveynin bastırdığı korkularını, sevmediği yönlerini ve iyileştiremediği yaralarını görünür kılar. Ebeveyn, kendisiyle yüzleşemediği her noktada çocuğa karşı daha eleştirel, daha mesafeli ve daha az toleranslı olabilir. Bu nedenle ebeveynleri en çok zorlayan, en az tolere edilen ya da “sorunlu” olarak etiketlenen çocuk; çoğu zaman ebeveynle en yoğun aynalanmanın yaşandığı çocuktur. Öte yandan, bize bu kadar benzemeyen, hatalarımızı hatırlatmayan veya huyumuza daha çok giden diğer çocuk, otomatik olarak gözümüzde "huzur veren, sorun çıkarmayan" çocuk olur. İşte toplumda "favori çocuk" dediğimiz şey, aslında en çok sevilen değil, anne babanın ruhunu en az yoran ve onlara kendi eksiklerini hatırlatmayan çocuktur. Yani favori çocuk aslında vardır. Bu olan iki durum bir suçlama değil; farkındalık çağrısıdır. Çünkü fark edilen, dönüştürülebilir. Kaynakça: Freud (1911) – Yansıtma savunma mekanizması Winnicott (1971) – Aynalama kavramı Kernberg (1975) – Yansıtmalı süreçler Fonagy ve ark. (2002) – Duygulanım düzenleme ve mentalizasyon
Psikoloji
·
329 Gösterim
1 Yorum
İleti için teşekkürler. Ben de şunları söyleyebilirim: Favori çocuk, en yaralı olandır. Aile kurumu yaralı olanın çevresinde toplanır. Ebeveynler genelde kontrol edebildikleri evlatlarına daha meyillidirler. Jung, bir evladın üzerinde ki en büyük psikolojik yükün ebeveynlerinin "yaşayamadığı hayat" olduğunu söylüyor. Ebeveynler çocuklarını kendilerinin devamı olarak gördükleri için, kendi başaramadıkları görevleri evlatlarına yüklüyorlar. Evlat başarırsa da bu durumda kendilerini "eser sahibi" olarak gördükleri için tatmin yaşıyorlar. Aile kurumuna düşman değilim ama bir insanın ailesinden bilişsel olarak ne kadar uzaksa, hayatta da o kadar başarılı olacağına inanıyorum. Birey olmak için aileye karşı kendi varlığını koruyabilmek şarttır. Örneğin Freud'a göre kahraman denen kişi; "babasının karşısına erkekçe dikilen ve onu yenip zafer kazanandır" bu derece önemli mevzu.
Katılıyorum; ebeveynlerin yaşayamadığı hayatı çocuğa yüklemesi ciddi bir psikolojik yük. Ama mesele aileden kopmak değil, aileden ayrışabilmek. Freud’un “babayı yenmek” dediği şey de bence bu: beklentileri kader gibi kabul etmemek. Birey olmak, aileyi reddetmeden sınır koyabilmekle mümkün.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.