Şahane bir eser, zekice yazılmış bir kurgu... Sonda söyleyeceklerimi baştan söylemek istiyorum.
Edebi yönünü inceleyerek başlayacak olursak; dili akıcı, yalın ve tutukluk yapmayan bir saat gibi desem uygun olur heralde. Ekleme yapmaya da gerek yok bence.
Gelelim bu tarzın en çok rüştünü ispatlaması gereken kısmına yani kurguya...
'Gerçeğin en kötüsü bile şüpheden iyidir.' der Arthur Conan Doyle. Biricik Sherlock'umuzun yaratıcısı... Öyle bir şüphe çemberi düşünün ki masum olanı bulmak suçlu olanı bulmaktan daha zor. Yazarımız öyle dillendirmiş ki kaleminin sivri ucunu ne yöne baksak suçlu buluyoruz satır aralarında. Tempo diyaloglarla kurulup karakterlerimizin dile gelişiyle gittikçe tırmanıyor ve konu gittikçe merak uyandırıyor. İki karakterin gözünden dönüşümlü bir anlatım söz konusu ki bu da olaylara bakış açımızı çeşitlendirmek için ayrı bir lezzet katmış. Naçizane fikrim bunu sık döngüler halinde yapmasa daha iyi olurmuş ama yine de çok güzel olmuş. Şüpheleri diri tutmuş. Tam şüpheler birikiyor işte bu diyorsunuz sonra da bir bakmışsınız akış başka yöne dönmüş. Ters köşeler diyarı anlayacağınız. Olayı peşin peşin çözeyimcilerdenseniz üzülürsünüz. Türün gedikli isimleri çok olduğu için henüz mihenk taşına koyamıyoruz kendisini ama türe de modern bir soluk kazandırmış.
Özetleyecek olursak akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir gerilim-polisiye. Bu türe ilgi duyanları gayet doyuracak bir eser. Okunma skalamız ise 'Türünün en iyilerinden'. İyi okumalar, bol şüphelenmeler...