Bu kadar yüksek puan aldığına inanamadım bu kitabın. Bitirmekte çok zorlandım. Fikirden ziyade işleniş olarak değişik bir romandı. İstismara uğramış gençlerin zorluklarla mücadele ederek, genelde de bir yol göstericinin yardımıyla yaşadığı içsel dönüşüm konusunu daha önce pek çok romanda okuduk, filmde izledik. Belki olayın geçtiği yerin Avustralya olması konuya biraz farklılık katıyor bu romanda. Kitabın başını mantığa oturtmakta zorlandım ben. Yani çocuk babasını ölü buluyor, ee? Babasının yıllarca onu dövmüş olması ortada elle tutulur hiçbir delil yokken herkesin onu katil sanması için yeterli bir sebep gibi gelmedi bana. Bu sebeple alelacele yollara düşmesine anlam veremedim. Tamam, kurgu için bir ön sahne olmuş ama dediğim gibi zayıf kaldı benim için. O yüzden sonrasını da bu çocuğun burada ne işi var durduk yerde, diyerek okudum ister istemez. Yer yer akıcı olsa da çoğunlukla beni sıkan bir romandı. Bir de dili beni rahatsız etti. Anlıyorum, o çocuk argo kullanıyor, düzgün konuşacak ortamda da yetişmemiş; yine de fazla argo geldi bana konuşmaları. Daha doğrusu lakayt diyeyim. Ve de Çavdar Tarlasında Çocuklar'a fazlaca öykünülmüş hissiyatı uyandırdı. Jaxie'nin kendiyle konuşmaları, hesaplaşmaları, güvensizliği, romanın uslubu bana o havayı verdi. Belki de yazar hiç esinlenmemiştir o kitaptan -ki oldukça şüpheliyim- ama bana bunu hissettirdi. Sahneler hızlı hızlı geçilmiş, o kadar hızlı ki her şey havada kalıyor. Tim Winton bana göre değilmiş.